“Biz,bizim dışımızdaki hadiselere hep başkasının ölümü, başkasının hayatını,başkasının ıstırabı, başkasının mutluluğu diye bakıyoruz. Peki ya bizim hayatımız,bizim ıstırabımız,bizim ölümümüz ? Başkalarının hayatına veya ölümüne kendi ölümümüz gibi bakabiliyor muyuz? Bunu becerebildiğimiz zaman dünya değişecektir. Başkalarının ıstırabını kendi ıstırabımız gibi hissedebildiğimiz gün ayrı ve daha güzel bir dünyada yaşayacağız.”
Bu nasıl bir dünya ki yaşadıkça insana neler gösteriyor. İnsan onca acıya ve kayba rağmen ayakta kalabiliyor. İnsan denen varlık nasıl bir muamma ki kararları zamanla akla kara gibi değişebiliyor ? İnsan işte insan..
Tabiata yabancılaşmamalı insan. Hele ruhuna. İnsan kendine, aslına, fıtratına sırt dönmemeli. İnsan yabancılaştığı takdirde kopar, sırt döner, sürgün olur,anlamsızlaşır ve derin bir uçurumdan yuvarlanır.
Çünkü geçmişinden bı haber olanlar, başkalarının geçmişinin parçası olurlar. Kendi tarihlerini bilmeyenler, başkalarının tarihinin parçası haline gelirler, başkalarının tarihinin parçası hâline gelenler, başkasının kölesi olmaya mahkûmdur.