📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Millicent’in en yakın arkadaşı ve aynı zamanda ev arkadaşı olan Bayan Nash hayatını kaybedince geride seksen yıl boyunca yarım kalmış bir aşk hikayesi bırakıyor. Millicent ise Bayan Nash’ın küllerini mümkün olan en kısa sürede Elsie’ye götürüp aşk hikayelerinin mutlu sonla bitmesini sağlamaya çalışıyordur. Fakat havalimanında yaşanan aksaklıktan dolayı yoluna arabayla devam etmek zorunda kalıyor. Ve onun gibi havaalanında mahsur kalan Hollis ile araba yolculuğu yapmaya mecbur kalıyor.
Hollis bir yazar ve bu yolculuğa ilham bulmak için çıkmış. Aşka inanmayan biri. Biraz huysuz ve kaba ama içten içe iyi ve yumuşak bir kalbi var fakat bunu dışarıya göstermeyi sevmiyor.
Millicent ise hayatı boyunca mutlu sonlara ve insanların doğasında iyiliğin olduğuna inanan biri.
Kitap boyunca hem Millicent ve Hollis’in yolculuğunu hem de geçmişte Bayan Nash ile Elsie’nin hikayesini okuyoruz. Açık konuşmak gerekirse geçmişte geçen aşk hikayesi beni beklediğim kadar etkilemedi. Bunun sebebi anlatım olabilir çünkü ilişkilerini derinlemesine hissedemedim.
Millicent’in Hollis’i sadece dışarıdan gördüğü haliyle değerlendirmemesi hoşuma gitti. Mesela Hollis'in huysuz ve kaba biri olduğunu söylemiştim ama Millicent hareketlerinden aslında iyi bir kalbi olduğunu anlıyabiliyor bu detayı çok sevdim. Hollis'in davranışlarına küsüp gidebilirdi ama öyle yapmak yerine adamı çözmeye çalışıyor.
Tabi bazı noktalarda Hollis'in iğneleyici lafları ve kabalığı beni sinirlendirdi Millicent de ne yapsın inciniyor. Adam sonrasında yaptığı hatanın farkına varıyor ve hatasını güzel toparlıyor tabi. Yinede Hollis'i de anlıyorum aşık olmaktan korktuğu için savunma mekanızması devreye giriyor.
Beni hayal kırıklığına uğratan küçük kasaba atmosferi oldu. Yolda karşılaştıkları talihsiz olay yüzünden bir kasabada
Yasaklanmış masallar serisini okuyacak olanlar kesinlikle ne bekleyeceğini bilerek okumalı. Zaten serinin ilk kitabında da olaylara karşı tam bir vahşet demiştim. Bu kitap da yine aynı şekilde +18 değil de +21 yaş ve üzeri okumalı diyebileceğim bir türden.
Kısaca konusundan bahsedecek olursam. Cendrine yıllardır üvey annesi ve üvey kardeşlerinin zulmüne maruz kalan bir kız. Öyle klasik kötü üvey aile değil gerçekten korkunç seviyede bir psikolojik işkence var. Üvey annesi onu ölü yakma evinin bodrumunda yaşamaya zorluyor ve bazen aynı yerde yakılmayı bekleyen cesetler de tutulabiliyor. Babası ise bütün bunlara sessiz kalıyor. Yıllarca biriken öfke sonunda Cendrine’i geri dönülmez bir noktaya sürüklüyor ve iki üvey kardeşini öldürüyor. Sırada üvey annesi varken babasının öldüğü haberini vermeye gelen polis memuru üzerindeki kan lekelerini fark ediyor ve Cendrine tutuklanıyor. Ama Cendrine'nin yarım kalmış bir işi var o da üvey annesini öldürüp intikamını almak.
Bu kitapta kurbanın hayatta kalma mücadelesinden çok bir karakterin zihinsel çöküşünü ve canavara dönüşümünü okuyoruz. Açıkçası Cendrine karakteri beni korkuttu. Çünkü bazı noktalarda gerçekten cezaevinden çok bir akıl hastanesinde olması gerektiğini düşündüm. Kafasında sesler duyması, gerçeklik algısının bozulması ve verdiği tepkiler oldukça rahatsız ediciydi. Yazar karakterin psikolojik çöküşünü göstermeye çalışmış ama bence bunu becerememiş.
Kitap boyunca beni en çok rahatsız eden şeylerden biri de anlatım biçimi oldu. Hikaye hem geçmiş hem şimdiki zaman arasında gidip geliyor ama bu geçişler bana çok dağınık geldi. Özellikle Cendrine’in yaşadığı travmaları çok geç öğreniyoruz. Bence yazar önce kızın maruz kaldığı korkunç olayları gösterip sonra cinayet sürecine geçseydi karakterle daha güçlü bir bağ