...Ama Elizabeth, “Bir eksiklik kalması bir bakıma da iyi,” diye düşünüyordu. “Eksik bir yön kalmazsa gene düş kırıklığına uğrarım. Jane’in yokluğuna üzüldüğüm sürece, öteki yönlerde umduğum zevki bulabilmem daha kolaylaşacak gibime geliyor. Her yönden kusursuz olan bir tasarı hiçbir zaman gerçekleşmez. Toptan düş kırıklığına uğramaktansa ufak bir üzüntüyü göze almak yeğdir.”...
Şöyle bir şey. Sam'in fotoğrafını çektiğinde güzel çıkarsa, bunun nedeninin onun çekme biçimi olduğunu düşünür. Ben çekmiş olsam, güzel olmasının tek nedeninin Sam olduğunu bilirdim.
''Bak, Charlie, bile ona sataşan serseriye karşı koydu. Daha ne diyeyim!''
Çocuk gerçekten kıpkırmızı kesildi ve bana baktı. Sonra ablama baktı. Elini kaldırıp ablamın yüzüne sertçe bir tokat attı.Gerçekten sertti. Ben dondum kaldım , çünkü böyle bir şey yaptığına inanamadım.Herhangi birine vurabilecek biri değildi. Ablama vuruncaya kadar temalı kasetler çeken ve kapaklarını kendi eliyle boyayan bir çocuktu. Attığı tokattan sonra ağlaması kesildi.
En tuhafı da ablamın hiçbir şey yapmamış olmasıydı. Sakince ona baktı sadece. Çok garipti. Önüne sevmediği bir balık gelse çıldırırdı, şimdi ise bir erkek ona tokat atıyordu ve o hiçbir şey yapmıyordu. Yumuşak ve nazik davranmaya başlamıştı.Benden odadan çıkmamı istedi, ben de çıktım. Çocuk evden ayrıldıktan sonra. ablam bana 'çıktıklarını' ve olup bitenden annemle babama bahsetmememi söyledi.
Galiba çocuk kendisine sataşan serseriye karşı koymuştu ve galiba bunun da bir anlamı vardı.