Hepimiz otantik olma potansiyelimizi yaşantıya dönüştüremediğimiz oranda suçluyuz.
Otto Rank, "içimizde kalan ve kullanılmamış yaşamdan ötürü" kendimize karşı bir suçluluk yaşadığımızdan söz eder.
Paul Tillich, Olma Cesareti adlı kitabında şöyle der: "Insanın varoluşu ona yalnızca verilmemiştir, ondan istenir de. Insan varoluşundan sorumludur ve kendisiyle ne yapmış olduğu ona sorulduğunda cevap vermekle yükümlüdür. Bu soruyu ona yönelten kendi yargıcıdır, yani kendisi. Böyle bir durumda anksiyete yaşanır: göreli bir deyimle, suçluluk anksiyetesi; daha kesin bir deyimle, kendini aşağılama ve lanetleme aksiyetesi."
Anlaşılabilme umudumuzu yitirdikçe daha çok beğeni toplamak için çabalarız. Sevilebilmek umuduyla bize ait olmayan bir görüntüyle sunulan benliğimiz bu kez sevmeyi unutur. Derinlere itmeye çalıştığımız öfke ve düşmanlığı, sevilmeden sevmemekte direnerek maskelemeyi çalışırız.