Romanımız aşk anlatısının da politik romanla birlikte olunabileceğini göstermektedir. II. Abdulhamit dönemindeki rejimin topluma karşı baskısından kaynaklı yaşanan içsel bir çöküşü anlatmakta. İstibdat dönemindeki kısıtlamalardan dolayı ‘geçmiş elden gitti’ düşüncesi ve vapurdaki genç kızla karşılaşınca arzuya geç kalınmışlık düşüncelerinin de girmesiyle adamın gelgitli tavırlarını görmekteyiz. O dönemin nasıl olduğunu, rejimin nasıl iz bıraktığını roman nitekim cevap vermekte. -spoi- Romanı okuduğumuzda narsist ve cinsiyetçi kadın fikrine sahip olan bir karakterle karşılaşmaktayız. Karakterimizin eşiyle evlenmeden önce birlikte olması, kafasından bireysel özgürlük mü yoksa toplum ahlakına uyup arzularına ketm vurmak mı düşüncesiyle arada kaldıktan sonra kandınla birlikte olması, hemen sonrasında pişman olması ve pişman olmasının getirdiği namus algısıyla erkeğin arzusu ile gerçekleşen ve kadını kendi egemenliğinde koruyan, kollayan olarak görüp onunla evlenmesi bize eril bir erkek performansını gösteriyor. Kadının seçme şansının olmadığını ve erkeğe tabii olacak kişidir baskısını görüyoruz. Kısaca kadını nesneye indirgeyen bakış açısına sahip olarak kadın teslim olan, erkek sahip olan düşüncesi aktarılmaktadır. İstibdat döneminin ruhunda yarattığı içsel çöküşle, geç kalmışlık telaşıyla kadınlara hükmetmeye çalışması ve kadınlar üzerinde ürettiği perspektifi yaşadığı içsel çöküşten kaynaklı olduğunu anlatıyor eserimiz. Genel bir bakışla bakıcak olursak da eserde yaşanan aşkın eksik olmadı, hayatının ve gençliğinin eksik olduğunu görmekteyiz. Romanda hiçbir şey tam olarak yaşanmış da değil zaten…