Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin... Yolları zorlu ve dik olsa da.
Kanatları sizi sardığı zaman, ona teslim olun. Tüyleri arasına gizlenmiş kılıç sizi yaralayacak olsa da. Hem aşk sizinle konuştuğu zaman, ona inanın. Bahçeyi tarumar eden kuzey rüzgârı gibi darmadağın etse de düşlerinizi sesiyle.
Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi. Hem besler, büyütür hem de budar sizi.
...Aşk, huzur, rahatlık, ölçüsüz bir saadet: Cennet Bahçesi'ndeki hayat böyleydi. Yaşamak büyük bir keyifti. Acı yoktu, bitkinlik yoktu, zamanın uçup gittiğini gösteren fiziksel belirtilerin hiçbiri yoktu; hastalık, ihtimam, hüzün; dışarıda vardı belki böyle şeyler, ama Cennet Bahçesi'nde yoktu. Burada kendilerine yer bulamazlardı, hiç gelmediler buraya. Tüm günler birbirinin aynıydı ve hepsi mest edici birer düştü âdeta.
Asil ve güzel sanat eserleri aceleye getirilmemeli; bu heybetli dünya da gerçekten çok asil ve güzel bir eser. Üstelik zamanın kısıtlılığına rağmen kesinlikle mükemmelliğe olağanüstü derecede yakın.
Çünkü Ayları severim, çok tatlı ve romantikler. Keşke onlardan beş altı tane olsaydı; hiç yatağıma yatmazdım; dışarıda rahat bir yere uzanıp onları seyretmekten asla bıkmazdım.
Yıldızlar da iyi. Keşke birkaçını alıp saçıma takabilseydim.