Aslında Derrida'nın tutkusunu bir geleceği ve gelenek haline gelme potansiyeli olan yeni bir teori biçimi geliştirmeye adadığı düşünülebilir; zira bu teori, bu sınamadan sürekli olarak canlanmış ve sağlamlaşmış halde çıkmanın kesinliğiyle, bizzat kendisine uygulanmasına izin verir, hatta bunu talep ederdi. Ancak halihazırda kendi mezarında yatan, tabiri caizse oradan sadece tekrar tekrar gömülmek için kalkan bir teori becerebilirdi sadece bu hileyi. Yapısökümcülüğün temel dürtüsü, yapısısökülemez bir yaşama [varlığını sürdürme] makinesi yaratmak amacıyla bir yapım projesi yürütmek miydi acaba?
* Habisin Gücü (1948) - Abraham Polonsky
* Kadın Sırrı (1950) - Norman Foster
* Kırılma Noktası (1950) - Michael Curtiz
* Cinayet Kalkanı (1954)- Edmond O'Brien