Peter Sloterdijk

Peter Sloterdijk

Yazar
8.6/10
5 Kişi
·
23
Okunma
·
5
Beğeni
·
68
Gösterim
Adı:
Peter Sloterdijk
Unvan:
Filozof
Doğum:
Karlsruhe, 1947
1947 yılında Karlsruhe’te doğdu. Lisans öğrenimini Münih Üniversitesi'nde tamamladıktan sonra Hamburg Üniversitesi'nde doktora yaptı. Ardından Karlsruhe'ye dönüp 1992'de, halen devam ettiği Mochschule für Gestaltfung'da Felsefe ve Estetik Kürsüsü'nde göreve başladı. Temmuz 1999'da Heidegger'e adanmış bir kollokyumda, Louis Althusser ve Claude Lévi-Strauss'un “Hümanizmin sonunun geldiği”ne ilişkin “felsefe”lerinin devamı niteliğindeki düşüncelerini dile getirmesi skandala neden oldu. Sloterdijk, Nazizmin sempatizanı olduğu yolundaki eleştirilere karşılık, yalnızca çağının problemlerine eğildiğini açıklayan ve modern insanın artık hiçbir ideolojiden nasiplenemeyeceğini düşünen bir filozoftur.
Yaşayanların ölüleri unutmasından daha doğal, ölülerin de yaşayanlara sık sık musallat olması kadar anlaşılır bir şey olamaz.
Modem büyük toplumların, siyasal ve kültürel sentezlerini yazınsal, mektup türündeki ve hümanist medyalar üzerinden üretmeleri, artık sadece bir marjinallik olarak mümkündür.
Bayram günlerinin yaşattığı çocuksu mutluluk, 'tüm bu isyanlara neden olan efendinin yok edilmesiyle düzenin yeniden sağlandığı' düşüncesinde yatan coşkudur.
... Varlık hakiki bir gönderici değildir ve özne de eksiksiz bir toplama yeri olamaz. Derrida, Yusufsal ihtimali, ölümün içimizde nasıl rüya gördüğü ya da farklı biçimde ortaya koyarsak, Mısır’ın içimizi nasıl kemirdiğini göstererek yorumladı. “Mısırlı”, yapısöküme tabi tutulabilen bütün yapılar için bir terimdir [sıfattır]; tüm yapıların arasında en Mısırlı olan piramit hariç. Piramit, her zaman sapasağlam halde yerinde durur çünkü biçimi, mimarının planını takip ederek, kendi çöküşünden sonra görüneceği gibi görünmesi için inşa edilmiş bir yapının yıkıma uğratılamaz kalıntısından başka bir şey değildir.
408 syf.
İlginç ve bir o kadar etkili bir yaklaşımla kaleme alınmış, Peter Sloterdijk eseri.

İsa'dan Deluze'ye, Napolyon'dan Stalin'e bir çok isim üzerinden tarihi dersleri anlatıp insanlığın bu dersler üzerinden edindiği tecrübeyi işliyor ve sonuç hayli karamsar...

aslında bunu işlerken bir çok tarih felsefesi sorusu sormuş yazar. tarih bir birikimden ibaret midir? ilerler mi? ilerliyorsa bu birikimlerin bir sonucunu mu doğurur? tarihten ders almak özgürleşmeyi doğurur mu? gibi bir çok satır arası felsefi sorulara cevap verdiğinizi fark edeceksiniz. Sloterdijk'in bu tarzını oldukça beğendim diyebilirim. alman ekolü edebiyat-felsefe ve sosyoloji alanında da önde giden bir ekol zaten pek de şaşırmamak gerek.

Ancak yazarımıza katılmadığım yerler de oldu. ana hatlarıyla insanın ilerleyişinin tarihten gelen birikimle değil, tarihsel birikim aracılığıyla ileriyi okuyabilen bazı özel insanların yetileriyle gerçekleşeceğini düşünüyorum. özellikle iletişim teknolojisinin akıl almaz boyutlara ulaştığı günümüzde her bilgi bilindikten sonra eskimeye ve unutulmaya yüz tutuğu ve bilgi kirliliği içinde insanoğlunun yüzdüğünü düşünürsek ilerlemenin ne denli zorlaştığını görmek mümkün olacak. bu noktada tarihsel tecrübe ve birikimin insanın ilerleyişine katkısı çok büyük soru işaretleri barındırıyor.

isimler üzerinden yapılan analizlerde ne kadar doğruluk payı varsa değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu da tarihsel birikim içerisinde değerlendirmek gerekiyordu. yazar burada, bu tarihsel bilgiyi es geçmiş. dediğim gibi, tarihsel birikimle değil, tarihsel birikim ''aracılığıyla'' ilerleyebilir bilgiyi dikkatli okuyan insanlar.
408 syf.
·Beğendi
İnsanlığın ilerleme dürtüsünün kaynağı nedir? İlerleme, tarihten çıkarılan derslerin kaçınılmaz sonucu mudur? İnsanlık tarihten ders çıkarır mı? Tarihsel süreç özgürleşmeyi de beraberinde getirir mi? Alman filozof Peter Sloterdijk, 21 yüzyılın başında insanlığa ve ilerleme mefhumuna dair sorulara yanıt arıyor bu kitabında. Madame de Pompadour’dan Napoleon’a, İsa’dan Deleuze ve Guattari’ye, Çernişevskiy’den Stalin’e, tarihe geçmiş “zamane çocukları” üzerinden vardığı sonuçlar ise gayet karamsar. Modernitede gelenek bağlarının kopuşu, nesiller arası alışverişin zayıflaması, her neslin kendini baştan yaratmasına, herkesin “kendi çağının çocuğu” olmasına yol açtığından, normların sürekli yeniden yazıldığı bir Yeniçağ’da, okuru tarihi ve ilerlemeyi yeniden düşünmeye davet ediyor yazar.
74 syf.
·Puan vermedi
Bir kitap, bir düşünce yapısına cevap verme, onu alımlama için konferans verilirken ortaya çıkıyor ve bu kitap alışılmışın dışında bir yapıya sahip.

Heidegger'in Himanizm Üzerine Mektup konusunu ele alan Sloterdijk, hümanizmanın yitirdiği değeri tekrar yetkilerine kavuşturabilmenin yolunu arıyor. Bunun için de dil ve yazıdan yola çıkarak Heidegger ve Nietzsche'ye uğrayıp onun Zerdüşt'üne ve üst insanına ulaşıyor.

Burayla da sınırlı kalmayıp Platon'u da gören yazar, Dil'in insanın evi olduğunu ve buradan da hümanizmanın yeşermesini, kitapları mektuplaşma ile ele alarak sunmaya çalışıyor.

Evcilleştirilmiş hayvan olarak görülmekten, insanın kıymete bindiği bir görüşe ulaşan Heidegger'den yola çıkıp insanı biyopolitik bir varlık olarak ele alan yazar insanüstüne yani Zerdüşt'ün işaret ettiği biçime ulaştığına inanıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Peter Sloterdijk
Unvan:
Filozof
Doğum:
Karlsruhe, 1947
1947 yılında Karlsruhe’te doğdu. Lisans öğrenimini Münih Üniversitesi'nde tamamladıktan sonra Hamburg Üniversitesi'nde doktora yaptı. Ardından Karlsruhe'ye dönüp 1992'de, halen devam ettiği Mochschule für Gestaltfung'da Felsefe ve Estetik Kürsüsü'nde göreve başladı. Temmuz 1999'da Heidegger'e adanmış bir kollokyumda, Louis Althusser ve Claude Lévi-Strauss'un “Hümanizmin sonunun geldiği”ne ilişkin “felsefe”lerinin devamı niteliğindeki düşüncelerini dile getirmesi skandala neden oldu. Sloterdijk, Nazizmin sempatizanı olduğu yolundaki eleştirilere karşılık, yalnızca çağının problemlerine eğildiğini açıklayan ve modern insanın artık hiçbir ideolojiden nasiplenemeyeceğini düşünen bir filozoftur.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 23 okur okudu.
  • 30 okur okuyacak.