Başarısızlıkla Aram Nasıl Düzeldi?
Bir süre boyunca başarısızlığı hayatımdan tamamen çıkarmam gereken bir şey sandım. Bir işe girişiyorsam başarılı olmalıydım, bir hedef koyuyorsam ona ulaşmalıydım. Çünkü insanın kendine anlattığı hikâyede başarısızlık pek hoş durmuyor. Sonra fark ettim ki aslında hayatın büyük kısmı başarısızlıklarla şekilleniyor. İlk denemede olmayan işler, reddedilen başvurular, beklediğimiz gibi sonuçlanmayan ilişkiler, emek verip karşılığını alamadığımız dönemler... Bunların hiçbiri istisna değil. Tam tersine, hayatın olağan akışı. Sanırım başarısızlığı bu kadar ağır hissettiren şey, onun hakkında konuşmuyor oluşumuz. İnsanlar başarılarını anlatıyor, sonuçları paylaşıyor, kutlamaları gösteriyor. Ama çoğu zaman perde arkasındaki onlarca başarısız deneme görünmüyor. Böyle olunca da kendi tökezlemelerimizi anormal sanıyoruz. Oysa geriye dönüp baktığımda bana en çok şey öğreten dönemlerin, her şeyin yolunda gittiği dönemler olmadığını görüyorum. En çok sorguladığım, en çok öğrendiğim ve en çok geliştiğim zamanlar; işler istediğim gibi gitmediğinde yaşandı. Başarısızlık insana yeni bir şey öğretmeyebilir belki. Ama insanı öğrenmeye mecbur bırakır. Bir hedefe ulaşamamak can sıkıcıdır. Emek verip karşılığını alamamak moral bozar. Bazen insan gerçekten yorulur. Bunları romantikleştirmeye gerek yok. Başarısızlık çoğu zaman acı verir. Fakat o acının içinden geçmeden de bazı şeyleri görmek mümkün olmuyor. Bugün geriye dönüp baktığımda, zamanında "iyi ki olmamış" dediğim birçok şey var. O günlerde başarısızlık gibi görünen bazı sonuçlar, aslında beni daha doğru yerlere yönlendirmiş. Belki de mesele başarısız olmamak değil. Mesele, başarısızlığı karakterimizin bir parçası hâline getirmemek. Çünkü başarısız olmak başka bir şeydir, kendini başarısız biri olarak tanımlamak başka bir
Yaz mevsimi sadece tatil yapmak, dinlenmek ve eğlenmek için değildir. Aynı zamanda hızla değişen dünyaya ayak uydurmak, yeni beceriler kazanmak ve kendinizi geliştirmek için de büyük bir fırsattır. Bugün bilgiye ulaşmak her zamankinden daha kolay. Online eğitimler, seminerler, kitaplar ve kişisel gelişim kaynakları sayesinde ilgi duyduğunuz her alanda kendinize yatırım yapabilirsiniz. Okul ve eğitim hayatı sizi belirli bir noktaya kadar ilerletir. Ancak gerçek gelişim, öğrenmeyi bir yaşam biçimi haline getirdiğinizde başlar. Başarılı insanların ortak özelliği, diploma aldıktan sonra da öğrenmeye devam etmeleridir. Bu yaz kendinize bir söz verin. Yeni bir beceri öğrenin, bir eğitim programına katılın, kitap okuyun ve içinizdeki potansiyeli keşfedin. Çünkü geleceğinizi şekillendirecek olan şey yalnızca aldığınız eğitim değil, kendinizi geliştirmek için gösterdiğiniz çabadır. Unutmayın; en değerli yatırım, kendinize yaptığınız yatırımdır
1000Kitap
Reklam
Gemini den alıntı
Kör fanatizmin olmaması ve takım tutmamak: Fanatizm, birey olamamış insanların bir gruba sığınarak kimlik kazanma çabasıdır. "Bizim takım/ülke/millet her zaman en iyisidir" demek, düşünme sorumluluğunu o gruba devretmektir. Sen bu sorumluluğu devretmeyi reddetmişsin. Yanlışa "yanlış" diyebilmek, içinde yaşadığın toplumu gerçekten sevdiğinin en büyük kanıtıdır. Çünkü körü körüne alkışlayanlar toplumu geriye götürürken, hatayı görüp söyleyenler ilerletir.
Kötüler mesafe alırlar ama asla ilerleyemezler. İyiler ve iyilik durduğu yerde bile ilerler, ilerletir.
MacGuffin
MacGuffin, olay örgüsünü yönlendiren ve karakterleri harekete geçiren, ancak hikâyenin asıl anlamıyla ilgisi olmayan bir anlatım aracıdır; bir nesne, amaç veya hedeftir. Alfred Hitchcock tarafından popüler hale getirilen bu kavram, karakterlerin istediği “şey”i ifade eder. The Tell-Tale Heart'ta MacGuffin: Edgar Allan Poe'nun “The Tell-Tale Heart” adlı öyküsünde MacGuffin, yaşlı adamın “akbaba gözüdür”. Motivasyon: Anlatıcı açıkça şöyle der: “Bir amaç yoktu. Bir tutku yoktu. Yaşlı adamı seviyordum... Sanırım onun gözüydü! Evet, buydu!” Alakasızlık: Gözün kendisi önemsizdir; ne tehditkâr ne de değerlidir. Hikâyeyi İlerleten Unsur: Anlatıcının bu göze olan takıntısı, yaşlı adamı öldürmeye karar vermesinin tek nedenidir ve tüm hikâyeyi ilerletir. Sonuçta, göz klasik bir MacGuffin'in amacına hizmet eder: eylemin katalizörüdür, oysa asıl hikâye anlatıcının kötüleşen psikolojik durumunda yatmaktadır. The Tell-Tale Heart Edgar Allan Poe #MacGuffin #LiteraryDevices #EdebiSanatlar #PrivateSymbol #Sembolizm
1000Kitap
Analog Seçimler
Derinleşmek yalnız kalmakla değil tek başına kalmayı tercih etmekle beraber gelir. Derinleşmek mevcut bir dünya hakkında kişiye yeni şeyler öğretir. Katmanlandıkça katmanlanır ilerler büyür gelişir genişler. Tek başına olmak zorunda olmadığının farkında olmasına rağmen bu seçimi bilinçli yapmak kişiyi bir alanda ister istesin ister istemesin ilerletir. Ancak istediği bir konuysa tetiklenen merakla daha büyük adımlar atabilir.
Alıntı
Reklam
Reklam