İnsanlar neden “koltuk altı” demiş de “kol altı” dememiş, onu düşünürken aklıma şu geldi: Kolun ne ara oturacak kadar statü kazandığını kimse açıklamıyor.
Şimdi burada aniden “imdat” diye bağırsam, yardım etmek isteyenle video çekmek isteyen arasında ilginç bir yarış başlar mı acaba?
İnsanlar başkaları hakkında nasıl bu kadar emin konuşabiliyor? Ben kendimden bile bazı günler emin olamıyorum.
Birine “yanlış düşünüyorsun” desem, o da bana aynı şeyi dese, ortada iki yanlış mı olur yoksa iki farklı doğru mu?
Acaba kulağımdaki tıkaçları fark eden oldu mu? Yoksa insanlar beni çok iyi bir dinleyici sanıp içlerinden takdir mi etti?
Tebessüm ederek etrafa bakarken, içimde yüz sekiz sekme açık olduğunu anlayan biri var mıydı?
Buradan koşarak uzaklaşsam peşimden gelen olur mu, yoksa herkes benim spor hayatına aniden dönüş yaptığımı mı düşünür?
Yüzümden okunmayan düşünce sistemimi çalıştırırsam ortamın işlemcisi kaldırır mı?
“Ben aslında burada yokum, bedenimi kısa süreliğine park ettim.” desem, otopark ücreti çıkar mı?
Maruz kaldığım bu sesli ama sessiz titreşimleri hangi çöp konteynerine atacağımı düşünürken aklıma geldi; acaba zihinsel geri dönüşüm kutusu neden hâlâ icat edilmedi?
Bazı insanlar beni dinlerken gerçekten beni mi dinliyor, yoksa konuşma sırasının kendilerine gelmesini mi bekliyor?
Bankta otururken bankın benden daha huzurlu görünmesi normal mi?
Bir insanın “çok rahatım” derken ayağını saniyede on iki kez sallaması bilimsel olarak nasıl açıklanıyor?
Telefonuma bakmadan oturunca insanlar beni derin düşünceli mi sanıyor, yoksa şarjımın bittiğini mi?
Bazen öyle sorular geliyor ki aklıma, cevaplarını bilsem bile inanmazdım.A.ka