Kitaplar ve puanlama üzerine yorumlarınızı merak ediyorum
Kıymetli 1k üyeleri, sevgili yazar, okur ve inceler arkadaşlar fikirlerinizi ve uygulama şekillerinizi bizimle paylaşırsanız çok memnun olurum. Okuduğunuz kitaplara puan verirken ya da vermezken neyi dikkate alıyorsunuz? ⭐️kitaba mı yazara mı siz de bıraktığı etkiye mi bakıyorsunuz? Yani; Kült eserlerle kendi halinde bir deneme yahut öykü kitabını bir tutup klasik o biçim kitaba 9 verdim onun yanında bu hafif şeye en fazla 4 veririm mi diyorsunuz? İkisi bir mi? hatta hepsinin yeri ayrı deyip her gruba ayrı puanlama mı uyguluyorsunuz? Bilmem kaçıncı yüzyılda yaşamış dünyaca ünlü bir yazarın klasik eserleri içinden en vasatıyla henüz çiçeği burnunda gencecik bir yazarın beklenmedik bir başarıyla kaleme aldığı kitabını bir mi tutuyorsunuz? Ya da adını ilk defa duyduğunuz yazarın müthiş bir edebî dille yazdığı okuma sayısı çok az olan kitabına sırf sonunda sevdiğiniz karakter öldü diye düşük puan mı veriyorsunuz? Hadi 1000kitap’ın hakkını verelim de aydınlatalım şu konuyu Daha ilginç yöntemleri olanlar 👇🏻 Elinde 10 puanla rastgele bu 2 şuna da 7 vereyim ah elimde 9 kaldı dur şuna vereyim gitsin diyen ve Kitabın popülerliğinden etkilenip anlamasa beğenmese de yüksek puan verenler, zaten okumayıp ordan burdan gördüğü alıntıları göstermelik paylaşanlar siz iletiyi geçiniz.
1000Kitap
şahsiyet
Türk dizi tarihinin en iyisi diyebilirim. Haluk Bilginer kalitesi bir başka. Ayrıca ilginç şekilde benim bu olayla bağlantım var.
Film
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hatta size daha ilginç bir bilgi vereyim: Hz. İsa'yı Roma yönetimine öldürtmek isteyen Yahudiler, Hz. İsa'nın havarilerinden birini satın almışlar, Hz. İsa'nın, yerini ona ihanet eden bu adamdan (Yehuda-Judas) öğrenmişlerdi. İhanetinin karşılığı olarak da kendisine az bir miktar para ödemişlerdi. Kur'ân'ın Anlattığı Tarih - I Talha Uğurluel
1000Kitap
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
bazen bir konuşma, sandığından çok daha derin bir yere dokunur. kelimeler sadece yazılıp geçmez; bazen bir insanın gününe renk olur, bazen zihninde küçük bir durup düşünme alanı açar, bazen de sebepsiz bir gülümsemeye dönüşür. en ilginç tarafı da şudur: aynı cümle, farklı bir insanda bambaşka bir anlam bulur. kimisi görüp geçer, kimisi ise orada durur. çünkü bazı sözler okunmak için değil, hissedilmek için vardır. ve bazen iki insan, fark etmeden aynı frekansta buluşur. birinin yazdığı şey diğerinde karşılık bulur, diğerinin verdiği cevap ötekinde sıcak bir iz bırakır. böylece sıradan başlayan bir sohbet, yavaş yavaş kendine özel bir anlam taşımaya başlar. ne kimse büyük bir şey planlar ne de özel bir çaba vardır aslında. her şey doğal akar. ama yine de ortaya çıkan şey sıradan değildir. çünkü arada bir yerde “anlaşılmak” hissi oluşur. ve insanı en çok da bu his yumuşatır. belki de en güzeli, bir konuşmanın sonunda geriye kalan şey cümleler değil, hissedilen şeydir. bir tebessüm, hafif bir iç ısınması, günün içinde küçük ama değerli bir an. ve bazı sohbetler tam olarak bunu yapar: insanı biraz daha iyi hissettirir, biraz daha yavaşlatır ve fark ettirmeden iç dünyasında küçük bir yer edinir.
Gašru: Mezopotamya ve Ugarit’in Güç Tanrısı Gašru, eski Yakın Doğu panteonlarının gölgede kalmış ama ilginç bir figürüdür. Ugarit'te Gataru adıyla anılırdı; "güçlü, kuvvetli" anlamına gelen bu sözcük, hem bir tanrı adı hem de genel bir sıfat olarak kullanılırdı. Bu yönüyle Gašru, ruhsal güç, belki yeraltının karanlığıyla, belki ölüm sonrası alemle; kimi kaynaklara göre savaş ya da bitki dünyasıyla ilişkilendirilmiş olabilir. Zamanla, Mezopotamya'daki bazı tanrılar — Lugalirra ya da Erra gibi - Gašru'ya benzer niteliklerle algılanmış; bu da Gašru'nun doğrudan bir tanrı olarak değil ama karakter olarak anlam kazandığını gösteriyor. Neo-Babylon döneminde, Opis şehrinde Gašru adına tapınaklar olduğuna dair yazılı izler bulunur; bu da onun kültünün bir dönem varlığını sürdürdüğünü düşündürür. Öte yandan, Gašru'nun adı yalnızca bağımsız bir tanrı olarak değil, pek çok tanrının epiteti (sıfatı) olarak da geçer. Örneğin, yağmur ve fırtına tanrısı Adad, çoban tanrısı Dumuzi ya da aşk ve savaş tanrıçası İştar — kimi metinlerde "gašru / güçlü" sıfatıyla nitelenir. Bu, "Gašru" nun sabit bir kimlik değil, bir nitelik, bir güç sembolü olarak görüldüğünü işaret eder. Antik dünyanın tozlu arşivlerinde dolaşırken, bazı tanrı ve tanrıçaların görkemli tapınakları ve destanlarıyla karşılaşırız. Ancak bu büyük isimlerin gölgesinde, daha az bilinen ama işlevleri itibarıyla merkezi öneme sahip figürler de bulunur. İşte Gašru, tam da böyle bir figürdür: Adı bizzat "Güç" anlamına gelen, Ugarit'in sisli kıyılarından kadim Mezopotamya'nın bereketli ovalarına kadar uzanan kültürel bir köprü. Gašru (veya Ugaritçe’deki eşdeğeri Gataru), sadece bir tanrının adı değil, aynı zamanda mutlak ilahi kudretin ve yıkıcı gücün somutlaşmış haliydi. Gašru'nun hikayesi, kültürel alışverişin ve inanç