Babası şair ve eleştirmen, kız kardeşi ise Japonya'da ünlü bir karikatürist olan #BananaYoshimoto sanat fakültesinde edebiyat eğitimi alırken muz çiçeklerine olan sevgisinden dolayı "banana" takma adını kullanmaya başlayan Japon yazardır. Bu ismi sevimli ve androjen bulan yazarın asıl ismi ise Mohoko Yoshimoto dur.
Yazarlık kariyerine garsonluk yaparken başlayan yazar ilk eseri #Mutfak ile hem uluslararası çok satanlar listesine girmiş hem de Japonya'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden ikisini kazanmıştır. Ayrıca bu eseri için iki film uyarlaması da mevcuttur.
Kurgularında aşkı dostluğu, kayıpların insan ruhunda oluşturduğu etkiyi, aile kavramı ve önemi gibi temaları kullanan yazar eserlerinde yemek ve rüyaları, anılar ve duygular ile ilişkilendirir. Ayrıca sanat alanında ilhamı kendi rüyalarından aldığını söyleyen Yoshimoto her zaman uyumak ve rüyalar ile dolu bir hayat istediğini de belirtmiştir.
Çağdaş Japon edebiyatının en özgün ve sarsıcı metinlerinden biri olarak görülen Mutfak da; genç yaşında son akrabası olan büyükannesinin kaybına alışmaya çalışan, mutfağa olan sevgisinden dolayı aşçılık öğretmenliği asistanı olan Mikage Sakurai nin yemek ve aşk arasındaki duygu karmaşasını anlatıyor.
Büyükannesinin ölümünden sonra, onun çiçekçi dükkanında dost olduğu Yuichi nin yas sürecine destek olma fikrini kabul eden Sakurai, o ve transeksüel annesi Eriko'nun yanına taşınır. 6 ay boyunca Yuichi ve Eriko ile neredeyse bir aile olarak yaşar ve Yuichi ye karşı karmaşık duygular besler ama bunu anlamlandıramadığı için Izu'ya gidilecek iş teklifini kabul eder.
Ayrılık sürecinde Eriko'nun trajik ölümünü öğrenince Yuichi ye destek olmak için geri döner ve ona olan hisleri ile yüzleşir.
Kitapta ayrıca erkek arkadaşını trafik kazasında kaybeden ve yas sürecinde Urara
KitchenBanana Yoshimoto · Faber and Faber · 2018809 okunma
Bir harfin izahı bile, aslında bir medeniyetin anlaşılması ve izahıdır. Medeniyetin anlaşılması ise onun kendi maddi ve manevi unsurlarını merkeze almakla mümkün olabilir.
#SonGün içerisinde kendi hikayesi de bulunan @ozancan_de ın derlediği, edebiyatımızın güçlü kalemlerinin bir araya geldiği ve son gün temalı hikayelerinin bulunduğu bir öykü seçkisidir.
Her yazar son günü kendine göre yorumlarken okura da birbirinden güzel ve farklı türde okuma şöleni sunmuş. 19 yazar ve öyküleri kısaca;
- Hizmet ettiği aileyi gerçekten sahiplenen bir yapay zekanın aile huzurunu bozan bireye bulduğu çözüm.
- Herşeyi unutmadan önceki son günü sahnede karşılamak isteyen oyuncu.
- Yaptığı leziz patatesli böreğe atılan iftiranın intikamını son Altın gününde alan ev hanımı.
- İkizlerin bedenen birbirlerinden ayrılmadan önceki son anlarını
- Son gün temalı öyküsüne yazacak ilhamı arayan ve tekrara düşen bir yazar.
- ️Kaybettiği kız arkadaşı ile yaşama sebebini de kaybeden bir erkeği.
- Kabul görmemiş, benimsenmemiş aile üyesinin son günü
- ️İyi hissetme üzerine kurulu bir toplumda yasak olan duyguya kapılan bireyin son seansı.
- Tedaviye başlamadan önce unutmak istenmeyen arkadaşa yazılan son mektup
- Hastanede izine ayrılmak için son mesai bitimini bekleyen doktor ve kalmak ile gitmek arasında kalan hastanın son dakikaları
- Bir annenin doğmamış bebeğinin son gününü ilk gününe çevirmesi
- Balkan Harbinde Rumeli'de bulunan bir gazetecinin katıldığı son vampir avı
- Nazi Almanyasında bir diktatör ve sevgilisinin son günü
- Yıllar önce bulunan bir gömü ve lanetin son sürprizi
- İlk düellosundan kaçan Cem'in son düellosunda yaşadıkları
- İdama mahkum arkadaşını kurtarmak isteyen acemi dedektifin son saatleri
- Adını ve yaşamı sorgularken Dünyanın son gününü yaşayan Songün'ü.
- İçindeki boşluğu sanal ortamda doldurmaya çalışırken kayboluşun güncesini tutanı.
- Doğup büyüdüğü asteroitte son gününe uyanan madenci ve kaybettiği anne yadigarı kolyenin sırrı
Eğer
Kitapla tanışma hikayem aslında aynı isme sahip filmiyle başlıyor. İzleyip beğendiğim filmin tesadüfen bir kitap uyarlaması olduğunu öğrenince alıp okumak istedim.
Okurken, kendimi yalnızca bir aşk hikâyesinin değil, aynı zamanda aidiyet arayışının, yalnızlığın ve insanın kendi iç dünyasıyla verdiği mücadelenin de içinde buldum. Romanın merkezinde yer alan Arif, bir gün yazar olmaya karar vermiş; ancak hayatında başladığı birçok işi tamamlayamamış bir karakter. Sürekli bir eksiklik hissiyle yaşayan Arif’in iç dünyasına yapılan yolculuk, romanın en etkileyici yönlerinden biri olmuş.
Roman boyunca Arif’in İstanbul sokaklarında yaptığı gezintilere eşlik ediyoruz. Bu gezintiler sırasında yaptığı gözlemler ve düşünceleri yazarın güçlü hayal gücü sayesinde yer yer ironik yer yer hüzünlü anlatımı, sıradanlıktan oldukça uzak etkili bir hale getirmiş. Arif’in kimi zaman kendi iç sesiyle, kimi zaman çevresindeki eşyalarla kurduğu hayali diyaloglar, karakterin yalnızlığını ve hayata karşı duyduğu yabancılaşmayı etkili bir biçimde yansıtıyor. Ayrıca Orhan Gencebay ve Sadri Alışık gibi isimlere yapılan göndermeler, eserin kültürel atmosferini zenginleştirirken karakterin duygu dünyasını anlamamı da kolaylaştırdı.
Arif’in hayatı, Müzeyyen ile tanışmasıyla yeni bir yön kazanıyor. Müzeyyen; özgür ruhlu, bağımsız ve gizemli kişiliğiyle Arif’i derinden etkiler. Ancak Müzeyyen’in geleneksel kalıpların dışında yaşayan, bağımsızlığına düşkün bir karakter olması nedeniyle ikili arasındaki ilişki başlangıçta samimi ve tutkulu görünse de farklı hayat anlayışları nedeniyle çatışmalı bir hâl almaya başlar. Arif, Müzeyyen’i hayatının merkezine yerleştirirken Müzeyyen özgürlüğünden vazgeçmek istemez.
Benim romanda en beğendiğim bölüm ise, Müzeyyen’in Arif’in yarım kalmış hikâyesini okuduğu
İlhami Algör’ün o nevi şahsına münhasır, ironik, ritmik ve adeta bir caz doğaçlamasını andıran o müthiş kalemiyle; kelimelerle yaşayan, henüz yazılmamış bir romanın peşinde koşan bir yazarın ve hayatına bir fırtına gibi giren o gizemli, tekinsiz, büyüleyici kadının, yani Müzeyyen’in hikayesine daldım. Yazar; aşkın o ayakları yerden kesen ama aynı zamanda insanı kendi zaaflarıyla çırılçıplak bırakan o kaotik doğasını anlatırken, İstanbul’un sokaklarında, meyhanelerinde ve tütün dumanı altındaki düşüncelerde gezinen o tanıdık ama bir o kadar da sinematik atmosferi muazzam bir dille işlemiş.
"Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku" dedirten o hüzünlü ve muzip kabullenişi, erkek dünyasının o kırılgan egolarını, bir kadının özgürlüğüne çarparak nasıl tuzla buz olduğunu öyle samimi ve samimi olduğu kadar da felsefi bir hafiflikle aktarmış ki hayran kalmamak elde değil. Kısa, yoğun, her cümlesi altı çizilesi bir edebi manifesto niteliğinde olan; modern zamanların o şahsına münhasır aşk acısını, gidenlerin arkasında bıraktığı o eksiklik hissini ve kelimelerin her zaman her şeyi kurtarmaya yetmediğini fısıldayan, Türk edebiyatının o en şahsına münhasır, en ritmik ve çok özel başyapıtlarından biriydi.
İlhami Algör ‘den Aziz İnsanlık
Kitap içeriği P24 internet sayfasındaki “Okumalar, değinmeler” isimli yazı dizisinden alınmış. Kitabı bitirince p24 blog sayfasını da ziyaret edip oradan da inceledim. “İlhamice” yorumlar olarak isimlendiriyor bunları.
Bu kitabı kendisiyle çay içerken imzalattığımı da belirtmek isterim ve ayrıca paylaşım fotoğrafındaki genç ve dinamik yazarımızın ta kendisi.
İçeriğinde bir çok kitap hakkında düşünceleri, incelemeleri okuyoruz ve bir sürü kitap önerisi almış oluyoruz. İncelemeyi de kendine göre yorumluyor ve kafamda girdaplara sebep oluyor (Bu iyi yönde bir girdap).
Sadece kitaplar değil elbette; tarih, film ve elbette olmazsa olmazımız birazcık, ucundan siyaset. Aman mazallah fazla siyaset bize çimdik falan atar. Neyse…
Okurken keyif aldım; haftalık, aylık dergi/gazete takip etmenin güzel olacağını düşündüm. Bir yerden başlamak lazım.
Selam sevgiyinen….
“Korku, bu gezegen canlılarının temel ihtiyaçlarından biridir.”
“Tapınak, iktidarını insanlara terk etmek zorunda kalan Tanrı'nın yaldızlı hapishanesidir.”
“Herkes nabzının attığı zaman ile meşgul. Fakat bazı hallerde geriye dönük bir sağırlık ve hatta ileriye dönük bir körlüğe yol açıyor şimdicilik.”
“Bazılarımız ruhları rüzgârlı insanlardır. Risk algıları farklıdır. Onlar için "uyumsuz" derler. Belki de uyulması istenen nasıl bir hayat örüntüsü ise, o örüntünün rollerine ikna olmamışlardır.”
Aziz İnsanlıkİlhami Algör · İletişim Yayınları · 20247 okunma