"Cennette hiçbir sarsıntıya uğramadan yaşayacak olan insanoğlu mu, yoksa ayağı kayarak yeryüzüne düşen ve orda âb-ı hayatı ararcasına karanlıklar arasında geçen, dünya çilesini çektikten sonra Tanrı'ya özlem duyan insan mı?
Seçilmiş olan hangisidir?"
Sezai Karakoç bu eserinde;
Hz Adem'in yasak yemişe dokunması üzerine insanlığın toprak üzerine düşmesini, varoluş macerasının başlayışını, bu maceranın çilelerle, imtihanlarla sürmesini, yitik cennetin tekrar tekrar bulunuşunu anlatıyor bizlere.
Muhteşem bir eser. Birkaç alıntı paylaştım ama bütün kitap altı çizilip paylaşılmaya değer.
“İçime doğan bir isteğin sevincini paylaşmak için ilk size başvuruyorum. Beni kendiniz için değil, benim için sevdiğinizi anladım da ondan, oysa ötekiler yalnız kendileri için sevdiler beni.”
Livaneli okumak beni her zaman mutlu etmiştir. Kitap ilk çıktığında hemen okumuştum. Okuma grubunda tekrar okunacağı için şöyle bir hatırlamak için elime alayım dedim... Bir baktım ki kitap bitmiş!
Gelelim kitabımıza; çok takıntılı kahramanımız sakin bir köyde hayatını sürdürürken bir cinayet ile sessizlik bozulur. Bir gazeteci kız olayları araştırmak için kapısını çaldığında kurgu ile gerçek birbirine karışır.
Her sayfada kuşku, melankoli ve aşkın arasında gidip geleceksiniz. Sonunda tüm taşlar yerini bulduğunda ise şaşkınlık yaşayacaksınız.
Bu kitapla ilgili çevremden ya çok beğenildiğini, ya da hiç beğenilmedini gördüm...Ortada bir okura hiç rastlamadım...
Önemli olan kitabı okurken hissettiğiniz duygu? Ben bu kitabı okurken; takıntı, aşk, kuşku, merak, şaşkınlık, polisiye, aksiyon, insan psikolojisinin bozulması sonucunda neler yaşayabileceği gibi pek çok duyguyu hissettim.
Velhasıl ben kitabın özellikle kurgusunu, dilini, sadeliğini çok beğendim ama siz bana bakmayın. Her kitapta beğenecek, öğrenecek şeyler bulurum.
Takdir sizlerin. Keyifli okumalar dilerim.