Arjantinli yazar Manuel Puig’in eseri Örümcek Kadının Öpücüğü, iki adamın hapishanede kurduğu dostluğu merkeze alarak, totaliter rejimlerin bireylerin gerek özel gerekse toplumsal yaşantıları üzerinde kurduğu baskıyı ele alıyor.
1970’lerin sonunda Arjantin’de, aynı hücreyi paylaşan siyasi bir suçluyla bir eşcinsel, sorunlarından uzaklaşmak ve vakit geçirmek için birbirlerine beğendikleri filmleri anlatıyorlar ve aralarında günden güne güçlenen bir dostluk doğuyor.
Puig, açık açık anlatmıyor Arjantin’in içinden geçtiği diktatörlük dönemini fakat siz bu iki karakterin hikayesiyle buram buram soluyorsunuz o totaliter havayı. Biri eşcinsel diğeri devrimci iki karakterin hikayesiyle, böyle bir siyasi yönetimde insanların hayatını tahakküm altına alan toplumsal baskıyı da totaliter rejimin kendisine başkaldıran herkesi nasıl sindirdiğini, sindiremediğini de yok etme yoluna gittiğini de görüyorsunuz.
Konusuyla olduğu kadar anlatım ve biçimiyle de özel bir roman Örümcek Kadının Öpücüğü. Diyalog ağırlıklı bir roman öncelikle. Bu diyalogların çoğu da kısa ve sade cümlelerden oluşmasına rağmen yavan ve kuru bir metin de değil, okurken kesiklik ya da kopukluk hissi de vermiyor. Kısa ve net diyaloglarla ilerlemesine rağmen okurken hem çok keyif aldım ve karakterlerin sohbetini dinliyormuşum hissiye okudum, hem de kitap boyunca merakım ve ilgim hep canlı kaldı. Bu da yazması çok basitmiş gibi görünen sade diyalogların aslında ne kadar ustalıklı oluşturulduğunu, neredeyse kendi kendine ilerliyormuş hissi veren konuşmaların ne kadar incelikle düşünüldüğünü gösteriyor bana göre. Yazar, filmleri anlatmakta da bir o kadar başarılı: anlattığı sahneler gözünüzün önünde canlanıveriyor ve sürekli bir sonraki sahneyi merak ederek devam ediyorsunuz. Birkaç yerde bilinç akışıyla