Ben hikmet eviyim; Ali de onun kapısı...
Ben ilim bekçisiyim; Ali de onun kapısı...
İlim isteyen kapıya gelsin...
Ali'ye nazar etmek ibadettir.
Ali'nin benimle alâkası, bedenimle başım arasındaki ilgi gibidir…
Ümitsizliğin verdiği nemelazıcılık, işi başkasına havale etme illetlerini ilim ve hikmet nuru yok ederler. Çünkü ilim ve hikmet gösterir ki, Cenab-ı Hakk, her bir canlıya ve nesneye bir vazife tayin eder. O canlı ve nesneyi de, o vazifeye uygun istidad ile teçhiz eder. Hem o vazifeyi ona zevkle gördürecek şekilde o istidadın açılmasına yönelik bir meyil ve iştiyak hissini o canlının fıtratına yerleştirir. İlim ve hikmetin gösterdiği bu pencereden bakılırsa arıdan, bal beklenilmeli ama ondan süt beklenilmemelidir. Allah'ın bal fabrikası arılardır. Buna mukabil Allah'ın süt fabrikaları, ineklerdir. Eğer bu konu iyi anlaşılırsa nemelazımcılık ve işi başkasına havale etmenin ne kadar yanlış olduğu anlaşılacaktır.
Ümitsizliğin yol açtığı mükemmeliyetçilik ve her şeyden şikâyet etme belalarını ilim ve hikmet nuru def eder. Çünkü ilim ve hikmet gösterir ki, yokluk şikâyetin sebebidir; varlık ise, şükür ve memnuniyetin kaynağıdır. Hiçbir insan gözünün ve kulağının varlığından ve sağlıklı oluşundan şikâyet etmez. Fakat bu organlar hastalandığında insan şikâyet etmeye başlar. Demek varlık, verdiği çeşitli lezzetlerle kişiyi memnun ve mutmain ediyor. Yokluk ise, hissettirdiği acılarla kişiyi şikâyete sokuyor.