Puan vermedi·224 syf.··
2026 60. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:37
selamlar herkese! bugün sizlere İskender Pala’nın Soygun kitabından bahsedeceğim. Soygun’a büyük bir merakla başladım. kitap, 1826 İstanbul’unda, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından yaşanan çalkantılı dönemde geçiyor. ancak eser yalnızca bir soygun hikâyesi anlatmıyor; bir devrin kapanışına ve insanların bu değişim karşısında verdikleri mücadeleye de tanıklık etmemizi sağlıyor. yazarın kaleminde en sevdiğim şeylerden biri tarihî atmosferi kurma biçimi. İstanbul sokakları, saray çevresi, dönemin insanları ve gündelik yaşamı öyle canlı aktarılmış ki zaman zaman kendimi olayların geçtiği dönemde yürüyormuş gibi hissettim. tarihî detaylar hikâyenin önüne geçmiyor, aksine kurguya güç katıyor. kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri ise İskender Pala’nın bölümler arasında kullandığı “zincirbend” tekniği oldu. her bölümün son cümlesinin bir sonraki bölümün ilk cümlesiyle devam etmesi romana çok akıcı bir ritim kazandırmış. bu nedenle sayfalar hızla ilerliyor ve merak duygusu hiç kaybolmuyor. Soygun, dışarıdan bakıldığında bir polisiye roman gibi görünse de aslında hırs, sadakat, güven ve aşk üzerine kurulmuş bir hikâye. özellikle karakterlerin verdikleri ahlaki mücadeleler beni olay örgüsünden daha fazla etkiledi diyebilirim. kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey yalnızca çalınmak istenen mücevher değildi; insanların tutkuları uğruna neleri göze alabilecekleri sorusuydu. ayrıca romanda eski ile yeninin, geçmiş ile geleceğin çatışmasını da görmek mümkün. bir yandan büyük bir değişimin eşiğinde duran bir imparatorluk, diğer yandan kendi iç savaşlarını yaşayan karakterler var. bu yönüyle kitap yalnızca bir macera ya da polisiye değil, aynı zamanda insan ruhuna dair de pek çok şey söylüyor. benim için Soygun, tarihî roman ile polisiye kurgunun başarılı bir
1000Kitap
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,464 okunma
Ay Kuşağı - Tempersitar
10/10
·512 syf.··
2026 55. kitabı
Selam canlarım Ben geldim ve sizlere yine o kadar güzel bir fantastik seriyle geldim ki Buse Yaren Kıyak’ın kaleminden Ay Kuşağı serisinin ilk kitabı Tempersitar ile geldim 🩶 Hemen kısacık konusundan bahsedeyim Helena Lincoln, babasıyla birlikte Urah’ın Midvale Kasabası’nda yaşayan genç bir kızdır. Hayatı işi, evi ve en yakın arkadaşları Alieen ile Marva’dan ibarettir. Ancak 18. yaş gününe girmesiyle birlikte her şey değişmeye başlar Doğum gününden sonra üç ay boyunca iki gizemli kişi tarafından takip edildiğini fark eden Helena, bunun nedenini bir türlü anlayamaz. Başlarda bu durumu çok da önemsemese de bir gün evine gelen gizemli bir çağrı tüm hayatını altüst eder Çağrı, daha önce adını bile duymadığı Alderwild Elementler Akademisi’nden gelmiştir. Üstelik yalnızca bir davet değildir. Mektupta, akademiye gitmeyi reddetmesi durumunda duruşmaya çıkarılacağı ve Captium’da cezalandırılacağı yazmaktadır Helena ilk başta bunun arkadaşlarının yaptığı bir şaka olduğunu düşünür. Ancak onu takip eden Fernando ve Klear’ın yanına, elinde siyah bir gülle dolaşan üçüncü bir kişinin de eklenmesiyle olayların hiç de şaka olmadığını anlamaya başlar Ardından yaşanan beklenmedik olaylar sonucu kendisini Alderwild’de bulan Helena, burada yalnızca eğitim alacağını düşünür. Fakat akademinin sakladığı sırlar birer birer ortaya çıkmaya başladığında kendisini hiç tahmin etmediği kadar büyük bir karmaşanın içinde bulur Öncelikle hemen yazarın kaleminden başlayayım Ben Buse Yaren Kıyak’ın kalemiyle ilk defa bu kitapta tanıştım ve gerçekten bayıldım Fantastik kitaplarda bazen yazarın anlatım tarzını bilmediğim için ufak önyargılarla başlayabiliyorum ama Tempersitar’da o önyargılarımın tamamını daha ilk sayfalarda geride bıraktım Özellikle şunu söylemem gerekiyor ki bu kitap detaylar
Ay Kuşağı 1Buse Yaren Kıyak · Morva Yayınları · 20269 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 10:14
Selam arkadaşlar Fantastik kurgu, akademi ortamı, element güçleri ve bol gizemli olaylar sever misiniz? Tam size göre bir kitapla geldim @byk.literatur kaleminden #ayışığı #tempersitar Tempersitar kitabının baş karakteri Helena Lincoln, hayatı boyunca ait hissedebileceği bir yer arayan bir karakterdi. Annesini doğarken kaybetmiş, babasını ise neredeyse hiç ayık görmeden büyümüş biri… Buna rağmen kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmış. Her şey kapısına gelen gizemli bir kutuyla başlıyor ve yolu Alderwild Akademisi’ne çıkıyor. İlk başlarda kitapta elementler ve dünya hakkında verilen bilgiler veriyo burada biraz sıkılsamda akademiye geçtikten sonra olaylar bayağı açılıyor. Özellikle 400 yıldır kimsenin görmediği tulparın Helena’yı seçmesiyle birlikte kitap akışı ilerliyor. Seçmeler be sormasında sürekli acaba neler olacak derken sayfalar hızla ilerliyor. Helena’nın Cam, Wilder ve Chris ile olan dostluklarını da çok sevdim. Özellikle Chris ile olan atışmaları kitabın en keyifli yerlerindendi. Karakterler arasındaki uyum ve diyaloglar kitabın akıcılığını daha da artırmıştı. Yazarın anlatımı oldukça akıcıydı ve olaylar ilerledikçe kitap kendini daha da merak ettirmeye başladı. Sonlara doğru ortaya çıkan sırlar, geçmişe dair öğrenilen detaylar ve karakterlerle ilgili gizemler beni bayağı şaşırttı. Final kısmı ise tam merak yerinde bittiği için devam kitabını aşırı merak ediyorum. Özellikle Helena’yı ileride nelerin beklediğini okumak için sabırsızlanıyorum. Sizde Fantastik kurgu, elementler, gizemli güçler ve bol merak uyandıran olaylar seviyorsanız bence bu kitabı seversiniz
Ay Kuşağı 1Buse Yaren Kıyak · Morva Yayınları · 20269 okunma
Ay Kuşağı 1 Kitap Yorumum
9/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
Bazen kader, sıradan sandığın hayatını bir gecede değiştirir…” ‎ ‎Merhabalar canlarım ‎Ben geldim ve bugün sizlere hem yazarla hem de yayıneviyle tanışma kitabım olan, morva yayınlarından çıkan ve benim için oldukça keyifli bir okuma deneyimi sunan Ay Kuşağı Tempersitar ile geldim ‎ ‎Kitabımızın baş karakteri Helena Lincoln… Annesini doğarken kaybetmiş, babasını ise 18 yaşına kadar tek bir gün bile ayık görmemiş bir kız… Hayata bir markette çalışıp para biriktirerek, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışarak tutunuyor. (Helena’nın yalnızlığı ve güçlü durma çabası beni gerçekten üzdü ) ‎ ‎Her şeyin sıradan ilerlediğini düşündüğü hayatı ise 18. yaş gününden sonra tamamen değişiyor. Çünkü Helena, sürekli kendisini takip eden iki kişi görmeye başlıyor. Kendisine zarar vermedikleri için bu duruma sessiz kalıyor fakat bir gün kapısının çalınmasıyla tüm gerçekler ortaya çıkıyor ‎ ‎Helena aslında sıradan biri değildir… O bir elementerdir ve gitmesi gereken yer, Alderwild Akademisi’dir İlk başta bunun bir şaka olduğunu düşünse de işler pek de düşündüğü gibi gitmez ve kendini akademide bulur. ‎ ‎Asıl olaylar ise Helena’nın akademide babasının kötü şöhretiyle yüzleşmesiyle başlıyor Çünkü babası, herkes tarafından tanınan isyancı Tom Lincoln’dür. Helena daha akademiye adımını atmadan insanlar ona ön yargıyla yaklaşır. (Açıkçası burada Helena için çok üzüldüm çünkü hayatı boyunca ait hissedeceği bir yer aramış bir karakterin yine dışlanması insanın içini burkuyor ) ‎ ‎İlk başlarda elementler ve dünya hakkında verilen bilgiler bana kitabın biraz yavaş ilerleyeceğini düşündürmüştü. Ama olayların yön değiştirdiği yer, akademideki bekçi seçmelerinden sonra başlıyor diyebilirim Özellikle 400 yıldır kimsenin görmediği tulparın Helena’yı seçmesiyle işler tamamen başka bir boyuta
Ay Kuşağı 1Buse Yaren Kıyak · Morva Yayınları · 20269 okunma
Kalıntı 2 -Yorum ve Konusu-
4/10
·399 syf.··
2026 3. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 00:00
- KONUSU - Ezel Asral yurtdışından yeni geldiğinde ünlü iş adamı Barboros Özekli tarafından bir iş teklifi sunulur. Özekli şizofren kızı Karmen'in biraz olsun iyileşebilmesi için bu alanda uzmanlık yapmış Ezel Asral'a iş teklifinde bulunur. Kalede yaşayan kızının yanında kalıp onu tedavi etmesini ister. İlk başlarda kabul etmeyi düşünmüyordu Ezel çünkü yurtdışından yeni gelmişti. Arkadaşları ve sevgilisiyle vakit geçirmek istiyordu bu yüzden yeni açıcağı kliniğe kızını getirmesini söyledi bunu duyar duymaz itiraz etmeye hazırdı Özekli çünkü kızı kaleden çıkarmıyordu.. çıkarmaya çalıştıklarında ise Karmen kendisini öldürmekle tehdit ediyordu babasını. Bu yüzden ne kadar ücret isterse istesin kabul edeceğini söyleyerek Ezel'i uğurladı. Ezel kızı tedavi etmeye karar vermişti çünkü annesi ve ablası da bu lanet hastalık yüzünden ölmüşlerdi.. Peki Karmen gerçekten bir şizofreni hastası mıydı yoksa işin içinde başka bir şey mi vardı ? - YORUMUM - Kitap galiba Ceren Meleğin ilk kitaplarından biriydi ya da ilk basılan kitabıdır diyorum çünkü çok belliydi basit bir anlatımı vardı ilk kitabı okuduktan sonra 2. Kitap beni RS ye soktu bir ayda anca bitirebildim. - SPOİLER- Bu benim kendi düşüncem asla kitabı veya yazarı kötülemek için söylemiyorum ki Ceren Meleği takip ederim sevdiğim biridir. Karmen'in sürekli Ezel'i seviyorum diyip sonra yine Harise dönmesi baydı beni yani bir yerden sonra sanki sürekli aynı şey oluyormuş gibi geldi evet Karmen kolay şeyler yaşamadı birden iyileşmesini bekleyemeyiz tabii ama dediğim gibi bu benim kendi düşüncem. Öte yandan Eren ve Ege'yi çok sevdim. Ege'nin o yaşadıkları çok ağır şeyler ve Ezel'in ona yardım etmesi ilgilenmesi çok hoşuma gitti. Eren gibi bir dostun sürekli Ezel'in yanında olması onu desteklemesi çok güzeldi. Ne olursa olsun
1000Kitap
Kalıntı 2Ceren Melek · Ephesus Yayınları · 20221,414 okunma
"BİR ÖMRÜN BAKİYESİ / İMKANSIZ AŞK"
7/10
·144 syf.··
2026 55. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 23:39
"Hayatın zehirlerini bir süreliğine temizleyen gözyaşları olmasaydı, insanlar için bir ferahlık esintisi duymak, bir teselli sebebi bulmak acaba nasıl mümkün olurdu?" Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, Türk edebiyatında Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında karasevda temalı eserler kaleme alan ilk kadın yazar Güzide Sabri tarafından kaleme alınan, ilk kez 1905 yılında yayımlanmış kendi hayatında tanık olduğu kasveti ve hüznü kurguya aktarmaktaki ustalığıyla da edebiyatımızın oldukça ünlü bir eseri haline getirmiştir. “Meğer hayatın ölüm kadar acı anları oluyormuş da insan yine tahammül ediyormuş.” Roman, dönemin toplumsal yapısı ve kadın duyarlılığını "imkansız aşk" teması üzerinden işler. Eser; hastalık, imkansız aşk, fedakarlık ve toplumsal baskılar altında ezilen bir kadının iç dünyasını konu alır. "Heyecan duymayan bir kalp ölmüş değil midir?" Roman, ana kahraman Fikret'in ölmeden önce kızı Nedret'e bıraktığı günlüklerden ve mektuplardan oluşur. Eserin adı da zaten buradan gelir; "evrak-ı metruke" bir kimseden geriye kalan belgeler, kağıtlar demektir. “Bazı tesadüfler vardır ki, insan hakikat olduğuna ihtimal veremiyor…” Genç ve hassas bir kadın olan Fikret, yakalandığı kalp hastalığının tedavisi sırasında Doktor Nejat'a aşık olur. Ancak Nejat'ın evli olduğunu bilmemektedir, öğrenince hayal kırıklığına uğrar ve babasının yanına gider. Annesini yıllar öncesinde kaybetmiş olan Fikret babasının yanında da üvey annesi ile birlikte kalamayacağından üvey annenin yönlendirmesi ile de babanın akla ilk gelen şey tabi ki evlendirmek fikri olur kendisinden yaşça büyük bir çiftlik sahibiyle mutsuz bir evlilik yapar. Üzerinden biraz zaman geçmişken çiftliğe bir mektup gelir ve o mektupla garip bir karşılaşma gerçekleşecektir. Yolların bir gün yeniden doktor Nejat'a
Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı MetrukesiGüzide Sabri Aygün · İş Bankası Kültür Yayınları · 20214,029 okunma