... Hicret'in ilk yüzyılındaki İslâm toplumunun yaptığını yapmalıyız. O Müslüman toplumu, iki süpergüce (Sâsâni İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu'nun en büyük kesimine) yaklaşıp onları kendi içinde erittiği ve ayrıca Hint, İran, Grek ve Roma gibi büyük ve eski medeniyetlerle temasa geçtiği zaman, onlara yeni bir hayatın ruhunu vermişti.
İslâm dünyasında yapılan Marksizm ve komünizm tenkidi, Batı dünyasının imtiyazlı sınıfları tarafından bir asırdır geliştirilen bütün tenkitlerin aynen tekrarından ibarettir.
Amerika Birleşik Devletleri'nin safında yer almak, Amerikan bankalarındaki sermaye mevduatıyla, Lâtin Amerika ile Üçüncü Dünya'nın köleleştirilmesine ve İsrail saldırılarının paraca desteklenmesine katkıda bulunmak demektir.
Batı demokrasisi istatistiğe, vekâlete dayanan, yabancılaşmış bir demokrasidir. Bu demokraside kamuoyu, bütün "iletişim araçlarnı" varlıklıların hizmetine veren gerçek iktidar, yani para iktidarı tarafından istenildiği gibi yönlendirilir.
19. yüzyılın büyük reformcuları bile, politik alanda, Fransız parlamenter sistemini tehlikeli bir şekilde, "şûrâ" ile bir tuttular.
Oysaki "şûrâ"nın ancak iman sahibi insanlar için bir anlamı vardır.
Batı tipi "demokrasi" ise, insanın ilâhî boyutunu sistemli olarak göz ardı eder.