Dünyada barajdan elektrik üretimi 1990 yılında yüzde 18.1 iken, 2015 yılında bu oran yüzde 15.9'a düştü. AKP ise, inatla doğayı katlederek baraj ve HES yapmayı sürdürüyor.
Türkiye'nin her konuda kendisine model aldığı ABD, barajlar konusunda 20011 yılında ülke tarihinin en önemli dönüm noktalarından birini yaşadı. Washington yakınlarında bulunan 33 metre yükseklikteki Elwha barajını törenle yıktı. Sembol gösterilen Hoover barajı, Grand Canyon turist gezilerinde ''malzeme'' oldu!
Niye? Çünkü, Amerikalılar yeni ''akarsuların yönetimi'' konusunda geniş çaplı değişim yapma ihtiyacının acil olduğunu tartışmaya başladı. Türkiye'de bunlar konuşulmuyor; hatta inşaat peşindeler!
Dünya Bankası neden baraj yapımı konusunda limitsiz kredi verdi Türkiye'ye?
Barajların özellikle verimli topraklara yapılıp-yapılmadığına dair hiçbir araştırma-çalışma yapılmadı. Amerikalı ''uzmanlar'' nereyi işaret ettiyse oraya yapıldı.
Bir yanda göllerin ve sulak alanların kurutularak yeni tarım arazilerinin yaratılmasının, diğer yanda sulama ve/ veya elektrik üretim amaçlı göl ve göletler oluşturularak iç habitatların tahrip edilmesinin tarımın doğal dengesini nasıl bozup, biyolojik çeşitliliği yok ettiği hiç konu edilmedi.
Ne diyordu Köy Enstitüsü marşı...
''Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine
Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüsüyüz.(...)''
''Müttefik'' kavramı kolayca boyun eğilene dönüştürüldü! ''Ulusal egemenlik'', ''halkçılık'' gibi kavramların yerini içi boş ''Batı demokrasisi'' aldı!
Batı'ya teslimiyeti, ''Atatürk Batı'ya yönelmişti'' yalanıyla yaptılar. Oysa Atatürk'ün kurduğu halkçı cumhuriyetin Batı'yı kopya etmekle hiç alakası yoktu.
Atatürk devrimleriyle Osmanlı Tanzimat reformu maksatlı olarak birbirlerine karıştırıldı. Amaç, Kemalist devrimci düşünceyi, eylemi yok etmekti. Bu nedenle... Türkiye geri kalmış ülke değil, geri bırakılmış ülke yapıldı.