Ama filmlerdeki şen şakrak aileler gibi değiliz biz burada. Daha çok gerçek ailelere benziyoruz. Sustuğu konuştuğundan ağır tutan, konuşsa bile birbirini pek anlamayan, kendi isteği dışında bir araya gelmiş uyumsuz bir kalabalığız.
Oyuncak bebekler gibi kirpiklerini kırpıştırıp bakıyor. Birden içim sızlıyor. Annem düpedüz delirdi. Delirmediyse bile delirmesine ramak var. Belli ki dün geceden bu yana bütün hayatını temize çekiyor. Porselenleri çıkarıyor, ipeklileri günlük kullanıma sokuyor. Bekleyip ertelemekten bu hayatı yaşayamadığım yetmezmiş gibi kapanışı da en yakınımdan kallavi bir gol yiyerek yaptım, bari kızım aynı hatalara düşmesin diyor. Kendince beni günü yaşamaya, hayatın tadını çıkarmaya davet ediyor. Çizgilerle dolu güzel yüzüne bakıyorum. Muhtemelen birazdan ömrüm boyunca unutamayacağım, derin ve acıklı bir şeyler söyleyecek. Acaba hazır mıyım?
Pazar günleri birlik ve beraberlik zamanı, aynı gemide olduğumuzu hissetme, batık gemileri düşünüp su almadığımıza şükretme zamanı. Pazar günleri kadın-erkek demeden, Kuzey-Güney Kanadı ayırmadan, Ev'in tüm fertlerinin yan yana gelme zamanı. Mutlu olduğuna inanmaya çalışan aileler hep böyle yapmaz mı?
Kapıyı açtığından beri komşuların kulağına bir şey gitmemesi için temkini elden bırakmayan annemin hangisine daha çok kahrolacağını düşünüyorum. Kocasının sadakatsizliğine mi, yoksa komşuların malum mevzu etrafında dönmesi muhtemel gıybetine mi? Gözüm arkada kalmadan ikinci seçeneği işaretliyorum. Sonra da bu acı gününde bile için için kadıncağıza laf sokmayı bırakamadığım, hakkında atıp tutmaktan kendimi alamadığım için suçluluk hissediyorum.