Bugün Bülent Akyürek’in vefat haberini aldım. İçimde, yıllar öncesine uzanan bir okuma hatırasının sessiz sarsıntısı var.
Onunla ilk tanışmam, 2010 yılında, lise yıllarımda olmuştu. Sahaflardan kitap kiraladığımız, CD doldurduğumuz o zamanlarda elime geçmişti kitabı. Üslubu rahatsız ediciydi, sertti, ters köşeliydi. Herkese hitap etmeyen, sivri ve huzursuz eden bir dili vardı. Belki de bu yüzden etkileyiciydi.
O dönem raflar, “İstersen her şeyi başarırsın”, “Yürü, yeter ki inan” diyen kişisel gelişim sloganlarıyla doluydu. Akyürek ise kalabalığın tersine konuşuyordu.
Enerjinin sınırlı olduğunu, her şeyi yapamayacağımızı, hatta her şeyi yapmaya çalışmanın bir yanılsama olduğunu söylüyordu. Bugün psikoloji biliminin de desteklediği bir gerçekti bu: İnsan sınırsız değil; seçim yapmak, vazgeçmek ve sınırlarını bilmek zorunda.
Belki bu yüzden çok eleştirildi. Ama cesurca yazdı. Popüler olana değil, doğru olduğuna inandığı şeye ses verdi.
Sonrasında diğer kitaplarını da okumuştum: Öğle Namazına Nasıl Kalkılır, Yılgın Türkler, İtin Biri…
Yakın zamanda yeni kitaplar çıkardığını bilmiyordum.
Rahatsız etmeyi göze alan, kalabalığa değil hakikate yazan kalemlere selam olsun.
Allah rahmet eylesin.