"beni artık kimseler arayıp da bulmasın
beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında
yıktığım saltanatın dizinde inlediğim
aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın"
Kırık cam parçalarını, kırık hayallerle
harmanlayıp
Abı hayat diye yudumladım
Kanla beraber kansız vedalar
Boşaldı her yanımdan
Ben dağlarda yaşardım
Sarp yokuşlarda sağlam köklerle yoldaştım
Yükselerek yalnızlaştığım o tepelerden
Bir kehanetle yuvarlandım
Evini ve izi kaybetmiş bir avcıydım
Dönüş yolunda avlandım
Kurşun ne gönlümde ne beynimdeydi
Kurşun belki nefsimle birlikteydi
Mücadele çetindi sarp yokuşta
Meğer kendimmiş vuruştuğum şafakta
Anladım gayrı düştüğüm anda
Bu mücadelenin aslı astarı yokmuş aslında
Artık azala azala tükenmenin eşiğine vardım
Yine de henüz patlamadı yedekteki son kurşun
Son söz hitamına varmadı
Belki daha söylenecek nice türküler vardı
~ yunus emre
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Metropolden iniş köyleredir artık
Şehrin kalpazanları toprakta arar
Vitrinlerde yitirdiği rayihayı
Toprak ki yumaz kimi necaseti
Çarpık kentleşmeden midir çarpık bakışları Şehirlinin, sanmam
Çatık kaşlarla seyrederiz
Başkasının cephesinde çatışanları
Doğu'yla Batı'yı ağzına dolayanları
Dava dava diyerek dağları utandıranları
Ben şehirde firari
Köyde haramiydim niceleri
Beni mülayim bilirdi dostlarım
Oysa ben müdavimiydim dağlarda
Çakallarla kurtların
Oturduk sofrasına her türlü eşkıyanın
Gayrı karnımızın gurultusu
Nerden gelir bilinmez
Yedekte tek kurşun var şimdi
Nerde bulursam orda vuracağım kendimi
Toprak umulur ki
Kabul eder bir nedameti
~ yunus emre
Ah! Düşüşsüz insan! Benden övgü bekleme. Düşüşün tadını almayan insan! Senin, yücelerin serinliğinden, arılığından ne haberin vardır? Ruh gecesinin yedi katlı karanlığına batmamış yürek! Sana ışıklar ve aydınlıklar ne der? Ey zindanda bir gece geçirmemiş dost, güneşe doğru çılgın koşuyu yapacak çocuk olabilir misin?