İmam Zeynelâbidîn’in duasını aktaralım: “Allah’ım! Katındaki şeref, saygınlık ve esenliği anneme ve babama tahsis et. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Onlar için yapmam gerekenleri bana ilham et. Bütün bunları eksiksiz bir şekilde bilmemi sağla. Bana ilham ettiğin bu bilgilere göre amel etmemi kolaylaştır. Bana gösterdiğin bu ilimde basiret ve bilinç ver.
Allah’ım! Onlardan güçlü bir sultandan korkar gibi korkmamı ve şefkatli bir anne gibi onlara şefkat göstermemi nasip et. Anne babama itaati, onlara iyilik etmeyi; benim için yorgun kimsenin uyuduğu uzun ve dinlendirici bir uykudan, susuzun içtiği sudan daha çok mutlu eden bir göz aydınlığı yap. Ta ki onların arzusunu kendi arzuma tercih edeyim. Onların rızasını kendi rızamın önüne geçireyim. Onların bana yaptığı iyiliği az da olsa bana çok göster, benim onlara yaptığım iyiliği çok da olsa bana az göster.
Allah’ım! Onların karşısında sesimi alçalt, sözlerimi onlar için tatlı kıl, huyumu onlar için yumuşak et. Kalbimin onlara karşı şefkatli olmasını sağla. Beni onlara yoldaş, onlara karşı şefkatli kıl.
Allah’ım! Bana verdikleri terbiyeden dolayı onları mükâfatlandır, bana yaptıkları ikramdan dolayı onları ödüllendir, beni küçükken korudukları gibi onları koru. Allah’ım! Namazlarımın sonunda, gecenin vakitlerinde, günümün her saatinde onları dua ile yâd etmeyi bana unutturma.
Allah’ım! Muhammed’e ve âline salât et. Onlara dua ettiğim için beni bağışla ve bana karşı gösterdikleri iyilikten dolayı onları da affet!”
Buhârî’nin, el-Edebü’l-Müfred’inde Atâ b.
Yesâr’ın naklettiği bir rivayet şu şekildedir: “Abdullah b. Abbas bir mecliste otururken bir adam gelip ona selam verdi. O da adamın selamını aldı ve İbn Abbas’ın önüne oturdu. ‘Ey Peygamberin amcasının oğlu! Çok büyük bir sorunum var.
Senden başka kimseye de bunu soramam.’ dedi.
İbn Abbas sormasını istedi. Adam: ‘Bir kızı sevmiştim. O kızla nikâhlanmak için çok gayret sarf ettim. O kız beni istemedi. Sonra duydum ki başka biri istemiş ve onu kabul etmiş. Bunu duyunca o kadar sinirlendim ki gittim o kızı öldürdüm.
Şimdi benim tevbemi Allah kabul eder mi?’ diye sordu. Kasten adam öldürmenin Kur’ân’daki hükmünü bilen Abdullah b. Abbas şöyle dedi:
‘Annen hayatta mı?’ Adam ‘Hayatta değil.’ cevabını verince Abdullah b. Abbas: ‘Ben ne yapabilirim ki senin için? Git Allah’tan tevbe iste.’ dedi. Böyle büyük bir cürüm karşısında İbn Abbas’ın ‘Annen hayatta mı?’ şeklindeki sorusu sebebiyle sarsıldım ve adam gider gitmez İbn Abbas’ın yanına vardım. ‘Ey İbn Abbas! Neden böyle bir şey söyledin?’ diye sordum. O da: ‘Vallahi ey Atâ! Ben Allah’ın kitabından ve Peygamberinin sünnetinden anne hakkı konusunda o kadar çok şey duydum ki, herhâlde adam annesini razı etseydi Allah da onun tevbesini kabul ederdi.’ diye cevap verdi.”