Binbir Gece Masalları'nı dünya edebiyatına kazandıran Fransız Antoine Galland, Paris'te Doğu Dilleri eğitimi almış.1670-1675 yıllarında Fransız elçisine İstanbul'da Bâb-ı Âli'de eşlik etmiş.Doğu yazmaları üzerine çalışırken, Denizci ( aslında tüccar) Sinbad'ın hikâyeleri ile karşılaşmış.İlk Sinbad'ın hikâyelerini bastırmayı düşünmüş fakat Binbir Gece Masalları'nın çok daha büyük bir koleksiyon olduğunu fark etmiş.Koleksiyonun Suriye kaynaklı yazmasını ele geçirinceye dek ertelemiş projesini.
7 ciltten sonra, elindeki kaynağı tüketmiş, Galland.Yayımcısı, Galland'ın haberi olmaksızın, 8. cildi basmış.Bu cilde Galland'ın başka bir el yazmasından çevirdiği bir hikâye ve François Petis de la Croix'nın çevirisi olan başka yazmadan alınmış iki hikâyeyi almış.De la Croix'ın kaynağı Osmanlı Türkçesi ile yazılmış bir esermiş.Galland bu olay üzerine yayımcısını değiştirmiş.Bu arada Suriyeli Marunî Diyab ile tanışmış, Diyab çoğu hikâyeyi ona anlatmış.Galland bu hikâyeleri yeniden kurgulamış ve 9-12.ciltleri bastırmış.Gerçi 11. ve 12. ciltler Galland'ın ölümünden sonra basılmış.
Son okuduğum ciltte yer alan ( cilt 3/2 ) Alaaddin ve Sihirli Lamba masalı da Galland'ın yeniden kurguladığı masallardan biri.Bu masalın Çin'de geçmesi şaşırttı beni.
Binbir Gece Masalları'nın 3/1'i biterken anlatılan masalların benzerliği biraz sıkıcı olmaya başlasa da okumaya devam ediyorum.Tüm masallar bitince değerlendirme yapmak daha doğru sanırım.
Metal, Murathan Mungan'ın 10. şiir kitabıymış.Üniversite yıllarımda Mırıldandıklarım başucu kitabım olmuştu.Kapağı parçalanmış, sayfaları kopmuştu okumaktan.
Metal yıllar sonra Murathan Mungan şiirlerine dönüş yaptığım kitap oldu.Biraz yadırgasam da şiirlerdeki kelime seçimlerini, yine de sevdim.
" herkes birbirine düşman olursa sistem mümkün oluyor ve
buna, hayat işte, deniyor
şairler biliyor sonuna geliyoruz büyük duvara
herkes bir manşet bulmalı parçalandığı fragmanlara
bugünlerden bir gün çıkacaksak eğer, çıkılacaksa,
gömdüğümüz şeyler olmalı bugünlere, bir gün başka gözler
bugünleri yeniden okuduğunda bizi görsünler diye, birkaç
manşetlik kaba cephane
ne yalnızca siper ne barikatta verdiğimiz ölüler
şiir gizimizi herkesin gözleri önünde kaçırır geleceğe
kolay kirlenmeyecek mecralar deltalara vurur akıntısı
çıkarız çıkmalıyız acemi şiirler büyür başkalarının okuduğu
olduğu yerde
bizi de oldurur derin teorisiyle
tekin olmayan şiirlerin kotuma altına aldığı yarınlar
saklar kendi çocuklarını da
eski ve kara bir şarkı yineler kendini başkalarının
kaderlerinde:
"kendini ele verdiğin yerde
başkasına ihanet etmiş olursun
yapma n'olursun!
bizi almazken bizim kurduğumuz şehirler
biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
varsın olsun sen gene de
yapma n'olursun!"
yarım bırakılmış bir fragman gibi,