İlayda Alparslan

"Hepimiz elimizdekilerle yetinmeye çalışıyoruz ama hiç yetmeyeceğini biliyor oluşumuza yeniliyoruz." Kendi dibimizde çırpınırken başkasının zemin katı bile göze nasıl ulaşılmaz gelir, bir nebze olsun tahmin edebiliyordum. Onun baktığı yerden ben bir gökdelenin tepesindeydim ama o nasıl yukarıya bakıyorsa ben de başımı eğmiş aşağıyı seğrediyordum. O çıkmak için bir yol arıyordu, ben atlasam ne olur diye merak ediyordum.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Hani hep bir yuva aradık ya kendimize, hani evimizi hiç yuva olarak görmedik, hani hep kaçmak istedik babalarımızdan... Hani birileri hep mezarlıklarda uyudu ya bu yüzden. Belki de hepimiz burada yanıldık ve kaplumbağalar haklıydı; yuvamız dört duvarı olan bir beton yığını ya da dizlerinde yatmak istediğimiz anne babalarımız değildi... Kendi zihnimizin içiydi daima ve biz de en çok bu yüzden kaçtık. Kafalarımızın içindeki düşünceler mahvetmedi mi bizi, herkesle savaşıp kendi kendimize yenilmedik mi?"
On yedi yaşındaydım, ölmüştüm. On yedi yaşında bir çocuğun omuzlarına yüklemiştim sahipsiz cinayetimi. Baran, dedim. Sesim dudaklarıma ulaşmadı. Yere yığılmış cesedimin etrafını tebeşirle çizdiğimi, kaldırım taşından akan yağmurun çizgileri sildiğini gördüm. Gözlerine baktım, orada öldüğümü gördüm.
Ciğerlerim parçalandı, Baran, sevgilim. On yedi yaşında kanser olduğumu öğrendiğimde o hastane koridorunda senden başkası yoktu. Dün gece daha beterini öğrendim; senin de kanserin olduğunu. Beynindeki o hasarlı kısım, bendim.
Beni sevmesini; onu sevdiğim şiddetle beni sevmesini istiyordum. Beni sevmemesini; bırakıp gittiğimde biraz bile acı çekmeyecek kadar sevmemesini istiyordum. Benim için aşk buydu; sevdiğin çocuğun, sevdiği kız için dinlediği o şarkıyı dinlerken ağlamaktı. Aşk, sırf onu bırakıp giden olmamak için ondan sonra ölmeyi dileyebilecek kadar aklını kaçırmaktı. Aşk, üç harften oluşan ama milyonlarca cümlenin bile ifade edemediği duygu tamlamasıydı.