“Aşkı ölümlülerin yüreğine kim düşürür - Eros mu, uğurlu anların tanrısı Kairos mu ?”
Arka kapakta yer alan, kitabın üzerine kurulduğu asıl soruyla kitap boyunca baş başa kalıyoruz. Yazar bu soruyu bize yaşatarak çok keskin bir cevap veriyor aslında.
Kairos, heyecanlı, rüya gibi binbir hevesle başlayan bir aşk yaratır bize, Katharina ve Hans’ın başlangıçta kapıldığı duygular gibi daha sonra karakterlerin içinde barındırdığı Eros ortaya çıkarak bir yıkıma dönüştürür bu mükemmel aşkı, insanın elindedir bence Eros’unu ortaya çıkarıp çıkarmamak.
Katharina ve Hans bir yolculukta rastgelip bakışarak bir anda birbirlerine kapılırlar, kendinden hatta babasından bile büyük olan bu adama kapılan Katharina bir maceraya atılmış gibi olur uzun bir süre kendini buna adar. Hans ona hayal gibi bir ilişki sunar başlarda. Müzikler, yemekler, romantik ziyaretler ve seyahatler. Bunlar bir süre ikisine de fazlasıyla yeter.
Mükemmelmiş gibi giden bu aşk bu macera alışkanlığa dönüşmesiyle sorunların da ortaya çıkmasına vesile olur. Günümüz diliyle ifade edecek olursak toksikleşmeye başlar ilişkileri. Birbirlerine zehir etmeye başlarlar hayatı. Çok güzel bir cümle okudum az önce kitap hakkında araştırma yaparken. Bir arkadaşımız diyor ki, Berlin duvarı yıkılınca sadece bir rejim değil, onların aşkının üzerine kurulduğu o zehirli temel de çöküyor. Bu ifade kitabı okuyan bizlerin tüm düşüncelerine tercüman olmuş.
Yazarın dili, kolay okunuyor ve kitap oldukça akıcı aynı zamanda konusu olayların ilerleyişi de çok güzeldi fakat sonlarına doğru bilmiyorum yaşanan ilişkiden mi kitaptan mı kaynaklı ben bile bunaldım karakterler gibi. Ama metin mükemmel bir şekilde işlenmişti. Sonlarında sıkılmamı görmezden gelirsek beğendiğim bir kitap oldu.
Herkese keyifli okumalar.