“Her illetin ilacı, sebebinin zıddındadır.” İmam Gazâlî
Hz Hüseyini şehit ettiler Kerbelada Gece olunca anlıyorsun… Kim gerçekten var, kim sadece gündüzden ibaret. Zemheri Zemheri Gece olunca anlarsın yanındaki sesi Kimi bir gece vaktinde Kimi ise en tatlı yerinde sabahın Helak olup kıyameti kopmadımı Şehit ettiler Hz Hüseyini Kerbelada Hz Hüseyin ile Yezidin orduları savaştı Ordulardan biri batılı diğeri hakkı savundu Biri inkârı diğeri hakkı imanı seçti Niceleri helâk oldu ve olacak Çağrılınca insanlar huzuru ilahide toplanır Kimileri için kurtuluş vaktidir o saat Kimileri içinde helak oldukları azap saati 10 Ekim 680 di tarihlerden Ey Yezid ve ordusu yaklaştı kıyametiniz Sizlerki şehit ettiniz Hz Hüseyini Ve ağıtlarımız duyuldu Kerbelada Irakta Kul Nefsani derki Cenabı Hakka yalvarırım Gece olunca ve günün ezan saatinde Dualarla anarım ehlibeyti imam Hüseyini Doğruların kurtuluşudur zindan ve Kerbela
Şiir
Reklam
"Yazıktır senden başkası için uykusuz kalan gözlere, Hebadır senden başkasını kaybettiği için dökülen gözyaşlarına." - İmam Gazali
Ruh bir şeyle meşgul olmazsa, sahibini meşgul eder. İmam Gazali
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -VI-
Efendim, serinin ilk yazısından beri şunun iddiasındayız, hatırlayarak devam edelim: Nereden kafalarına estiği belli olmayan bazı yorumcuların iddia ettiği şekilde, Bediüzzaman Hazretlerinin, Muaviye radyallahu anha dair bir "rezervi veya "acabası" yoktur. Risale-i Nur'da hiçbir bölüm bize böyle bir şey söylememektedir. Aksine, külliyata bakıldığında, mürşidimin Hz. Muaviye'ye bakışının diğer Sahabîlerden ayrılmadığı görülecektir. Kendisinin Sünnî bir âlim olduğu anımsanırsa zâten bundan başka bir duruşa sahip olmayacağı da kolaylıkla kabullenilecektir. Kabullenemeyenler, metinlerinde böyle bir muhalefet gördükleri için değil, hevâlarına sığdıramadıkları için kabullenememektedirler. (Yuh olsun onların nefislerine!) Evet. İşte bu yazıda da "itirazlara dayanak kılınmaya çalışılan" bir metni "ne kadar buna elverdiği yönüyle" analiz edeceğiz. Metnimiz Mucizat-ı Ahmediye Risalesi'nden. Aleyhissalâtuvesselâmın ihbar-ı gayb mucizelerinden birisine delil olmak üzere mürşidim iki hadis sevkediyor orada. Meâllerini alıntılayalım: "Hilâfet, benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır." (Müsned, 5:220, 221.) "Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak." (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273.) Şimdi, bu metinlere hiçbir önyargımız olmadan baktığımızda, buradan Muaviye radyallahu anha dair bir "karalama" malzemesi çıkarılabilir mi? el-Cevap: **Doğrusu ben böyle bir şey göremiyorum. Görenin de nasıl görebildiğini anlayamıyorum. Çünkü devamı şöyle geliyor: "(...) deyip, Hazret-i Hasan'ın altı ay hilâfetiyle, Ciharyâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline
Hazreti Muaviye
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -IV-
Tarih bir "yorum-bilim"e dönüştüğünde tesbitler büyük resme talip olmaya başlarlar. Sözgelimi: Batı'nın tarih anlayışına göre, yine kendisinin tâyin ettiği çağların açılıp kapanması, cisimce gayeten küçük olayların sonucu olarak gerçekleşmiştir. İlkçağın bidayeti yazının bulunmasıdır meselâ. Yeniçağın başlangıcı ise İstanbul'un fethidir. Fakat, ne yazıyı bulan kişiye/kişilere ne de İstanbul'u fetheden mübarek orduya/komutana sorsanız, böyle bir niyette oldukları bilgisini onlardan alamazsınız. Evet. Onların eylerken Batılı tarihçilerce çıkarılacak sonuçlardan haberleri yoktur. Kendilerine âit niyetleri vardır. Belki biraz da öngörüleri. Ancak işin varacağı nokta tastamam hasbelkaderdir. Yâni "hesabü'l-kader"dir. Kaderin bir hesabıyladır. Buna benzer birçok misâl verilebilir ki, bir yorum-bilim olarak tarih, küçük olaylara sahiplerinin niyetçe kaldıramayacağı kadar büyük ağırlıklar yükler. İsabetsiz de değildir üstelik. Çünkü tetkikini daha büyük bir resme göre yapar. Sonuçları eylem sahiplerinin öngöremeyeceği bir genişlikte görür. Onları analiz eder. Atılan taşın dalgalarının nerelere kadar vardığını seyreder. Bütün bu okumalarının ardından da mezkûr olayları çağlarının başlangıcı olarak atar. Ha, elbette, nazarını etkileyen kendi imânıdır. İdeolojisinin öğrettiği önem sırası tâyinlerde belirleyicidir. Şüphesiz bu tarihi yazan biz Müslümanlar olsaydık çağların durumu bambaşka olurdu. Bu nedenle, ben, kimilerinin "Muaviye radyallahu anhı sevmeye engel" gibi gördüğü meşhur metni, Bediüzzaman'ın tarih okuması olarak da analiz ediyorum. Nedir? Yeniden misafir edelim: **"Cemel Vak'ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âişe-i Sıddîka (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) arasında olan muharebe, adalet-i mahzâ ile adalet-i izafiyenin
Hazreti Muaviye
Reklam
Reklam