Bütün mazisinde kendisine "ah neden böyle yaptım!" veya "ah niçin şöyle yapmadım!" dedirtecek bir şey bulamıyordu ve bu, ömrünün pek tatlı geçtiğinden değil, sadece ömrünün her kısmına şu anda pek lakayıt olduğundandı.
Uzun, birbirine benzeyen seneler ağır ağır geçtiler. Yusuf'un arkadaşları hep eski arkadaşlar, mahalle hep eski mahalle, bulgur değirmeni eski değirmen ve onu çevreleyen kadınlarda hep eski kadınlardı. Yalnız bulgur serili olan çarşafın kenarında şimdi kirli birer çocukları oynuyordu. Elleri kabalaşmış, sesleri ve kahkahaları kalınlaşmıştı.
Böylece küçük Yusuf bir sur harabesi üzerinde çıkan yabani bir incir ağacı gibi, biraz sıkıntılı ve şekilsiz, fakat serbest ve istediği gibi büyüyor, gelişiyordu.