​Gönüllerin Sığınağı: Muhabbet, Huzur ve Bereket Üzerine ​Zamanın amansız bir rüzgâr gibi akıp gittiği, dünyanın gürültüsünün ruhlarımızı yorduğu şu fani ömür yolculuğunda, kalbimizi demirleyeceğimiz en mukaddes liman şüphesiz ki yuvamızdır. Aile, insanın bu yeryüzü gurbetindeki cennetidir; birbirinin kalbine dokunan, birbirinin sessizliğini bile anlayan ruhların bir araya geldiği mukaddes bir sığınak... Bir evde muhabbet varsa, orada taş duvarlar bile dile gelir, odalar huzurun kokusuyla bezenir. Muhabbet, bir aileyi sadece bir arada tutan bir bağ değil; aynı zamanda fırtınalı denizlerde gemiyi sağ salim karaya ulaştıran gizli bir pusuladır. Kalpler birbirine sevgiyle, hürmetle ve vefayla bağlandığında, o yuva sadece içinde yaşayanların değil, tüm insanlığın sığınabileceği bir şefkat ocağına dönüşür. ​Bir haziran ikindisinde esen serin bir imbat rüzgârının teni ferahlatması gibi, bir milleti ayakta tutan ve ona nefes aldıran da içindeki huzur ve refah iklimidir. Huzur, bir toplumun can suyudur. Komşunun komşuya tebessüm ettiği, sokaklarında güvenin kol gezdiği, dertlerin paylaşılarak azaldığı bir memleket, yeryüzünün en zengin ülkesidir. Çünkü gerçek refah, sadece hanelere giren maddi kazançla değil; gönüllere yerleşen kanaatle, adalete olan sarsılmaz güvenle ve birbirinin hakkını gözetme erdemiyle ölçülür. Bir millet, ortak sevinçlerde tek yürek olabiliyor, birinin acısını diğeri kalbinin en derininde hissedebiliyorsa, o huzur kalesi asla yıkılmaz. ​Ellerimiz ise bu dünyadaki hikayemizin en sadık şahitleridir. Onlar sadece tutunmak, çalışmak ya da inşa etmek için değil; açıldığında göğe yükselen dualarla bereketi yeryüzüne indirmek için verilmiştir. ​Dua ile semaya uzanan, alın teriyle yoğrulan ve sadakatle birbirini kenetleyen eller; huzurun, güvenin ve
Duygu ve Düşünce
Haberin Var Mı? ​Kız ben seni özledim, Haberin var mı? Allah’ı bana hatırlatan o gönülden gülüşüne, O zarif duruşuna hasret kaldım. Haberin var mı? ​Hasret sarmış yine koca şehri, İçimde serin bir imbat esintisi... Sensiz geçen her an, inan ki sevgili, Zamanın en dilsiz, en yorgun sesi. Haberin var mı? ​Seninle yürümek hakikat yolunu, Tozlanmış o gönül aynasını silmek gibidir. Bir tek gülüşünle şu durgun ruhumu, Gaflet uykusundan uyandırmak gibidir. Haberin var mı? ​Gözlerin, bâtının mukaddes arşı, Duruşun, zâhirde cennet muştusu. Senden uzak kalmak, o yüce aşka karşı Yalnız bir nehir gibi çağlamak duygusu. Haberin var mı? ​Dön artık ey gönül ülkesinin gülü, Bu ebedî sevdayı bekletme öyle. Rabbimi fısıldayan o nurlu günü, Benimle yeniden, aşk ile söyle...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dünya, gurbette kalmış bir ruhun sığınmaya çalıştığı dar bir gölgeliktir aslında. İnsan burada neyi severse sevsin, neye tutunursa tutunsun, hep bir yanı eksik, bir yanı buruk kalır. Tam buldum dediği anda yiter güzellikler, tam erdim dediği anda avuçlarından kayıp gider zaman. Çünkü bu fani mülkün tabiatında ayrılık vardır, hüzün vardır. Meğer insanı delicesine sarsan, kalbini yerinden oynatan bütün o muhteşem duygular, asıl yurt olan cennete aitmiş. Biz burada sadece o büyük ummanın kıyıya vuran küçük köpüklerini, ruhumuza sızan incecik ışık sızıntılarını seyrediyormuşuz. ​Gurbette Bir Sızıntı: Dünyanın Güzelliği ​Yeryüzünde kalbimizi ferahlatan ne varsa; bir mayıs ikindisinde ruhu okşayan o tatlı imbat rüzgarı, dağların heybetli duruşundaki o asil sessizlik, bir dostun simasındaki o katıksız vefa ve sadakat... Hepsi ama hepsi o ebedî diyardan ruhumuza üflenen birer hatıraymış. İnsan bu dünyada severken aslında cenneti özler; bir güzelliğe hayran kalırken aslında o güzelliğin asıl sahibine secde eder. ​Bizler bu sürgün yerinde, kalbimize bahşedilen o devasa sevme kabiliyetini fani şeylerle dindirmeye çalışırız. Oysa insan kalbi sonsuzluk için yaratılmıştır; dünyaya sığmaz, maddiyatla doymaz. İçimizde uyanan o derin adanmışlık, o hesapsız sadakat ve aşk, meğer bu yeryüzünün ötesinde, zamansız ve mekansız bir iklimde yaşanmak için kalbimize ekilen kutsal tohumlarmış. ​Her güzel duygu, ötelerden gelen bir fısıltıdır. Kulak kabarttığımızda bize hep aynı şeyi söyler: "Sen buralı değilsin, burası senin durak yerin. Kalbini buraya bağlama." ​Ebedî Sevgili’nin Huzurunda Sonsuz Aşk ​Cennet, sadece altından nehirler akan, köşklerle bezeli bir mekan olmanın çok ötesinde, ruhun en büyük vuslatıdır. Orada, perdelerin kalktığı o muazzam saniyede, kalbin her an hasretini
İnanmak, kalbin göğüs kafesinde başlattığı o sessiz ama ihtişamlı ihtilalin adıdır. İnsan inanırsa; yürümekten yorulduğu yolların nihayetinde bir vaha, karanlığın en koyulaştığı şafak vaktinde bir nur bulacağını bilir. İnanmak, sadece zihinsel bir kabul değil; ruhun, aslına ve ebedî sahibine doğru kanat çırpışıdır. ​Ruhun Aynasında İnanmak ​İnsan inanırsa, hırçın dalgaların durulacağını, sığındığı limanın onu selamete çıkaracağını anlar. Dünyanın bütün gürültüsü, nankörlükleri ve geçici hevesleri bir kenara çekilir; kalbinde o büyük, köklü ve sarsılmaz "Vefa" uyanır. O vakit anlar ki, bu dünyada yürümek, aslında bir gurbet yolculuğudur ve her güzel şey, o En Sevgili’nin sonsuz cemalinden dünyaya sızan birer parıltıdır. ​Bir mayıs ikindisinde, denizin kıyısında esen o serin imbat rüzgarı gibi usulca sokulur inanç insanın ruhuna. Gözle görülmeyen ama varlığıyla tüm benliği ferahlatan bir esintidir bu. İnsan inanırsa, bir dağın heybetinde de, bir kedinin minnet dolu mırıltısında da, bir dostun samimi tebessümünde de hep aynı kutsal imzayı okur. ​İçsel Bir İnşa ve Teslimiyet ​İnanmak, dış dünyanın sahte parıltılarından yüz çevirip, asıl güzelliği insanın kendi iç karakterinde, ruhunun derinliklerinde aramasıdır. İnsan inanırsa: ​Dünyanın bütün noksanlıklarına rağmen kalbini bir genişlik, bir inşirah kaplar. ​İyiliğin, sadakatin ve sabrın hiçbir zaman zayi olmayacağını bilir; çünkü O’nun gördüğü hiçbir çaba, insanların fark etmemesiyle değerinden bir zerre kaybetmez. ​Sessizlikte saklı olan o muhteşem derinliği keşfeder; babadan kalma adanmış bir suskunluk gibi, kelimelerin bittiği yerde teslimiyetin başladığını fark eder. ​Ebedî Sevgili’ye Uzanan Yol ​İnsan inanırsa, yalnız olmadığını anlar. Yalnızlık, inançsızlığın doğurduğu bir seraptır; oysa inanan kalpler
Çölü kırk günde geçen karıncanın, ilk gölgeye vardığında kana kana içtiği su gibisin. Gönlümün vahası, ruhumun ezeli sığınağısın. ​Sen, o upuzun ve kavurucu yoldan sonra alnıma değen ilk serin imbat; sabrın, sadakatin ve nihayet vuslatın adısın. Gönlümün çorak topraklarında açan en vefalı çiçek, her fırtınada sığındığım o dilsiz limansın. ​Sen varsın diye bitiyor çöller, seninle anlam buluyor çekilen tüm çileler. ___ /Güven Taşdemir
Ya Rab! Şu görkemli evrende gözümün nuru Sensin; Firdevs bahçelerinde daima cemâline bakacağım... Niyet ettim Allah’ım, ömrümü Seninle geçirmeye; Her nefeste adını anarak, attığım her adımda rızanı arayarak ve ruhumu sadece Senin o sonsuz sevgine ram eyleyerek... ​Varsın dünya silsin adımızı, varsın eksilsin ömürden günler; Senin aşkınla çarpan bir kalp için her imtihan bir lütuf, her çile bir rüzgardır gelir geçer. Dilimde zikrin, kalbimde o solmayan vefa mühürü; Sen sükutumu hidayet eyle, kelamımı Sana ulaştıran bir köprü... ​Gönül kapımı Senin dışındaki tüm sahte sevdalara kapattım, Ruhumu bir imbat serinliği gibi sadece Senin rahmetine bıraktım. Bu can bu tende, bu emanet bu sinede durdukça, Sana yürümeye, Seninle olmaya, Seninle ölmeye niyet ettim Allah'ım... ___ /Güven Taşdemir