izmir’de ay dolunay
ağustosun dokuzu
gecenin kuytusunda
iki sevişken kedi
bir cilveleşme
bir koklaşma
uzun uzun yalaşma
çok sessiz bir fuhuş
imbat kedilerin başına vurmuş
akasyalarda sıcak yelin sesi
izmir bir açıkhava kerhanesi
Bir ecnebi icadı olan anemometre, güzel Türkçemizin her biri başka kafadan esen fiilleriyle rabarbada burun buruna geldiğinde zıvanadan çıkar... Farzımuhal, sıkı bir poyraz müptelası olan "semirmek" ile imbat gördüğünde gönül yayları gevşeyen "sürüncemede kalmak" arasındaki şiddet farkını tayin etmek, Batı ilminin harcı değildir.
İmbat, şefkatli bir anne gibi öpmüştü alnımı. İçimdeki sıkışmışlık hissini alıp yerine havada uçuşan tüylere, balonlara, yapraklara özgü bir ferahlık bırakmıştı. Sandaletlerimi çıkarıp yalınayak koşmuştum. Dizlerime kadar suya girmiştim. Köpüren dalgalar ayaklarımı okşamış; ılık su, ruhumu yıkamıştı. Dünya ayaklarımın altındaydı. Uçsuz bucaksız maviliğin denizle buluştuğu ufuk çizgisine bakarken, artık yaşamama isteği silinip gitmişti içimden. Hatta tuhaf bir coşkuyla dolmuştum. Evde dayım bekliyordu biliyordum. Ama dünya dayımdan büyüktü, benden büyüktü, her şeyden daha büyüktü, bunu düşününce rahatlıyordum.
Gönül yorma kendini kaybettim yıllarımı Hâtıramda kalmadı anmaz şimdi adımı
İçim kan ağlıyor hep ızdırap yüklüyüm
Hayat bana cehennem
Yaşayan bir ölüyüm..