• "Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkan olmadığını hissediyordum.
    Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı;
    çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.."
  • Her şey bir hikayedir.
    Ve nereye kadar gerçek olduğunu bilmemize belki imkan yoktur...
  • Bizler mülteci bir peygamberin ümmetiyiz. Ensar ve muhaciri bir atlasta buluşturan kutlu bir kardeşlik adınadır kavgamız. Yorgunuz, yaralıyız, açız, ekmeğimiz, suyumuz yok ancak dağları yankılandıran bir avazımız, seherleri şenlendiren duamız ve kardeşlerimizle paylaşacağımız birçok imkânımız da vardır. İman varsa imkân da vardır.

    Mustafa Yılmaz
  • Ölüm döşeğindedir şimdi sevda
    Ve mirasçısı olmayı bekler yeni sevgi;
    Uğrunda ölmek bile istenilen o güzel,
    Güzel değildir artık Juliet'in yanında.
    Romeo yeniden sever, bu kez sevilir de,
    Büyülenmiştir çekici bakışlardan eskisi gibi;
    Oysa Juliet, yakınır görünmek ister düşman diye
    Aşkın tatlı yemini çalan o korkunç oltalardan;
    Ve Romeo sunamaz sevgisini, aşk yeminlerini
    Bilinen aşk diliyle düşman sayıldığından.
    Kız da gönlünü kaptırmıştır ya, imkanları daha az,
    Bu ilk sevgilisiyle bir yerde buluşamaz.
    Ama sevgi güç verir, zamansa imkan
    Büyük engellerde bulur, büyük hazzı insan...
  • Size kapılmamaya imkan yoktu. Çevrenizdeki bütün sahtelikleri öyle güzel aydınlatıyordunuz ki.
    Oğuz Atay
    Sayfa 349 - İletişim Yayınları
  • Bu kitap bir bitirişi konu alıyor; ilişiği kesmeyi, ilgisizliği, gizli kırçıllı nefreti... Babasının ölümüyle kendisine yüklüce bi' mal mülk miras kalan Zoiss'in mirasını dağıtıp defolup gitme isteğini anlatıyor. Çünkü Zoiss zaten senelerdir Ungenach'a yabancıydı, onun Stanford'da akademiyle özdeşmiş bi' hayatı var...

    Bernhard'ı seviyorum çünkü onun özgünlüğü beni aydınlatıyor. Bir benzetme yapacak olursam kaynak yaparken çıkan ufak kıvılcımlar olur ya, işte Bernhard'ın aydınlığı benim için aynı göz alıcılıkta. Bu kitapta gerek Noter Moro, gerek Karl'ın mektupları gerekse Zoiss'in içsesleri halinde biz pek çok ısırganlı fikirle donanıyoruz. Bu donanım kitabın başları ve ortalarında karakterlerle bize aktarılsa da.. sona doğru bi' ışıma gerçekleşiyor ve bu ışıma karakterlerden çıkan bi' şeye dönüşüyor.

    Bernhard'ın aydın insanın ülkesine
    uzaklaşması, küsmesine dair çok sağlam fikirleri var ve hiç biri keyfi değil, "kafasına görelik" hali yok. Kimseye bile isteye doğduğu, çocukluğunda mutlu olduğu yerden ayrılmak fikri kolay gelmez. Kişi bi' itil(mişlik)me yaşar. Ona imkân tanınmaz örneğin, yapacağına dair söz verdiği şeyler dikkate alinmaz ya da uğraştığı şeyler, bilim ya da sanat, umursanmaz. Sonra o kişi, tüm bireyselliği içinde, savaşa girer, gitmek ve kalmak üzerine. Kalmanın yıktığı gelecek ve içsesleriyle dolu nice bi' ömür varken, gitmenin de derin, sızlayan bi' özlemi olur, bunlar ihtimallerdir. Fakat bi' ihtimal daha vardır: Gidilen yere alışılması sonucu, onu dışlayan, resmen dışarı iten ülkeye yabancılaşma.

    Bernhard bu kısa romanımsı, başta karakterlerle aktarılan fakat özellikle sonlara doğru iyice kişinin yaşamının, amacının derinliklerine inip, sorgu sarmalına girdiği kısmı kitabın gövdesini oluşturuyor. Kendimce tanık olduğum ya da hissettiğim bu kurgusal evrimi çok hoş buldum; hikayeden ağırca denemeye kayış ve denemesel tarzın kitapta felsefi bi' aydınlığa dönüşmesi.

    Her kitabında uç, aydın bi' öfkeyle okura kendi ışığından saçıyor Bernhard. Bazı düşkünlüklerin sonrası ilham ve aydınlık getirir; kötü olan bazı şeyler, bazen önemli değişimlerin başı olur. Bu kitap da öyleydi. Kitapta, Bernhard'ın o tanıdık öfkesinin farklı halleriyle karşılaşmak kesinlikle heyecan verici fakat, okuduğum en edebi, sinirli yazın! Bu adam öfke dolu! Ülkesine, topluma, cahilliğe, geri kafalılığa... Böylesi öfkeli bi' kalemi okumak doğal olarak kolay değil, karamsarlaşıp, aynı öfkeli eleştirel gözlüğün gözünüze kaydığını hissedebiliyorsunuz. Ama şu var, okumakta iken, o tehlikeli(öfkeli) uçuşun sonu kesinlikle bi' güvenlik(aydınlanma) ile bitiyor.
    Güvenliğinde dahi nice sorgulama, eğreti fikir, nefretli söylemi kullanan, irdeleyen, direnen Bernhard.. iyi ki varsın!

    "Hayatın diyalog olduğu yalandır, hayatın gerçeklik olduğunun da yalan oluşu gibi. Akla hayale sığmaz bir şey olmadığı gibi, rezilce bir mutsuzluktur, bir dehşet dönemidir, kısa da olsa uzun da, hoşnutsuzluk üretmekten ve melankoliden oluşan ... sadece milyarlara varan ölüm sebepleri, ölüm sonuçları ... Burada muazzam bir yaradılış hoşgörüsüzlüğü ile karşı karşıyayız, bizi daima umarsızlığa sevkeden, acılaştıran ve sonuçta da geberten. Yaşadık sanırız, oysa gerçekte ölmüş gitmişizdir. Tümünden bir ders aldık deriz ama olan biten itiş kakıştır sadece. Bakarız, tasarlarız, ama baktığımız ya da tasarladığımız her şeyin elimizden kayıp gittiğini seyretmek zorunda kalırız, egemenliğimiz altına almayı ya da en azından değiştirmeyi planladığımız dünyanın da elimizden kayıp gittiği gibi, geçmişin ve geleceğin de elimizden kayıp gittikleri gibi, kendi kendimizin elimizden kayıp gidişi gibi ve zamanla her şeyin bizim için imkansız olacak olması gibi. Hepimiz bir felaket halet-i ruhiyesinde yaşarız. Yapımız anarşiye eğilimli bir yapıdır. " s.75
  • Bir insanı onunla iyice bir kapışmadan tanımaya, ne mal olduğunu anlamaya imkan yok. O zaman içyüzlerini ortaya koyuyorlar.
    Anne Frank
    Sayfa 37 - İş Bankası