İnsanlarla konuşmama imkân veren bir mesleğim olsaydı, mesela rahip ya da sanatçı, yazar olsaydım, yalvarıp yakararak onları
mutluluğa dönmeye teşvik ederdim. Yalnızlığı terk etmeye, ondan kurtulmaya. Bu belki de sadece bir ideal değil. Toplumsal bir mesele de değil. Bu bir eğitim, bir uyanış meselesi. Günümüzde insanların bakışları öylesine donuk ki, sanki uyurgezerler. Donuk ve kuşkulu... Fakat işte benim böyle bir mesleğim yok.
İnsan yaşayan yanlarını beslemeli. Bu nefes alıp vermek ve ihtiyaçları gidermekle ilgili bir durum değil, insan, ahlakı ve erdemi kuşanmayı bilmeli, bilinçle yaşamayı seçmeli. Can taşımak imkân taşımak demektir.
Politika, küçük adamın dünya sahnesinde oynadığı özentili ve tehlikeli roldür. Politika, olayların akışını değiştirmez. Politika hayata müdahale değildir, olsa olsa küçük adamın kendini, hayatı güttüğüne inandırmasını sağlar. Sosyal olaylar, belli yasalara (fizik yasalara), belli ölçüde değişmez ve hep olan fizik yasalar gibi yasalara uygun olarak gelişir aslında. Onun akışını durdurmaya, yönünü değiştirmeye zaten imkân yok. Elitin politikaya karışması ya onun gerçekten elit olmayışının bir sonucudur ya da dünya artık küçük adamlarındır (bu bir yanılgı da olabilir). Elit elinde olmadan onu taklit etmekte, onun rolünü paylaşmaktadır.
Küçük adam yerine "kitle", "yığm" demek daha doğru olur.
İnsanlanı sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkân yoktu; çünkü en inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım. Başkalarına emniyet edebilir miydim?