9/10
·182 syf.··
2026 18. kitabı
Bana göre Ruhsal İnzivalar, psikanalitik literatürde yazılmış en etkileyici kitaplardan biri. Kitap ilerledikçe, daha önce klinikte karşılaştığım ancak anlamlandırmakta zorlandığım birçok ruhsal süreci yeniden düşünme fırsatı buldum. John Steiner, kitap boyunca özellikle psikotik, sınır ve nevrotik örgütlenmedeki hastaların ruhsal dünyalarını anlamaya çalışırken, ruhsal inziva kavramını merkeze alıyor. Steiner'a göre bazı hastalar, ruhsal çatışmaların, depresif kaygıların, suçluluk duygularının ya da paranoid korkuların yarattığı acıdan korunabilmek için iç dünyalarında bir tür sığınak oluştururlar. Ancak başlangıçta koruyucu bir işleve sahip olan bu alan, zamanla kişinin gerçeklikle, ilişkilerle ve kendi ruhsal gelişimiyle temasını sınırlandıran bir yapıya dönüşebilir. Kitabın en güçlü yanlarından biri, ruhsal geri çekilmeyi yalnızca bir savunma olarak değil, karmaşık bir ruhsal örgütlenme biçimi olarak ele alması. Steiner, kişinin neden bu yapılara tutunduğunu anlamaya çalışırken, aynı zamanda bu yapıların nasıl olup da ruhsal gelişimin önünde bir engel haline geldiğini gösteriyor. Bu nedenle kitap, yalnızca patolojiyi açıklamaya değil, onun işlevini anlamaya da davet ediyor. Kitap boyunca Klein'ın paranoid-şizoid ve depresif konum kavramları Steiner'ın düşüncesine yön veren temel referans noktalarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bölme, yansıtmalı özdeşim, idealizasyon ve değersizleştirme gibi savunmalar, Steiner'ın seans odasında karşılaştığı gerçek örnekler aracılığıyla çok daha anlaşılır hale geliyor. Bu yönüyle eser, Kleincı kuramın seans odasında nasıl hayat bulduğunu görmek açısından oldukça değerli. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri, hastanın sağlıklı ve gerçeklikle temas kurabilen parçalarının nasıl baskı altında tutulduğunu anlattığı
Psikoloji
Ruhsal İnzivalarJohn Steiner · İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları · 20239 okunma
Puan vermedi
Yazarın kalemine aşina biri olarak,bu eseri de büyük keyifle okudum.Yine manevi yönden dopdolu bir eserdi.Yazar gayet sade ve net bir şekilde duayı ve kapsamlarını biz okuyucuya aktarmış.16 bölümden oluşan eserdi, duayı derinlemesine anlarken, gücünü de yeniden keşfediyoruz adeta. Dua insanin yaratıcısı ile kurduğu en büyük bağdır.Nitekim Mü'min 60.ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur:"Bana dua edin,size cevap vereyim"Burada duanın gücünü anlıyoruz.Dua insanın en büyük sermayesidir.Rabbimiz sınırsızdır, insanoğlu ise sınırlıdır.İnsan unutsa da Rabbimiz unutmaz.Dua bu farkın ayrımına varmaktır.İnsanoğlu ben yapamam dediğinde,rabbine sığınmaktan başka çaresi yoktur.İnsanın narin fıtratı ve kırılgan yapısı nedeniyle duaya fazlası ile ihtiyaç duyuyor aslında.Dua ,kendi güç ve kapasitemize bel bağlamaktan vazgeçip, işimizi ilahi iradaye teslim ettiğimiz noktadır.İnsan duasıyla rabbine döndüğünde ilahi imkan ve hazinelerle de buluşmuş olur.Dua kulun acizliğini ve muhtaçlığını ilan ederek Allah'a yaklaştığı bir ibadettir.Bu yönüyle asıl istikamet dünyevi değil manevi ve uhrevidir.Bu sebeple insan bazı şeylere muhtaç olduğunu unutmamalı,manevi heybesini de rabbine dönerek doldurmalıdır. İlahi emirlere itaat etmekle, duanın kabulü arasında bağlantılar vardır.Emirler Allah'tan insanadır,dualar insandan Allah'a dır.Bu karşılıklı iki akıştan çıkarılan sonuçlardan biri de emre itaatin kuvvetli olmasının duanın kabul durumunu güçlendireceğidir.Pek çok ayette bu konuya değinilmiştir.Ayrıca dualarımızın kabul olmasıyla başkalarından bize ulaşan yardım taleplerine nasıl yaklaştığımız arasında da kuvvetli ilişkiler vardır.Allahtan bir dilekte bulunurken, başkalarının kendisine olan ihtiyacını da göz ardı etmemek gerekiyor. Maneviyat dolu,sade ve çok güzel bir eserdi.Okumamda emeği
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202688 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
'Olumsuzlama aynı zamanda, itiraf etme biçimidir.'
8/10
·75 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 04:22
Bir insanın antika saray saatlerini tamir etmekte ustalaşmış olması yeterince ilgi çekiciyken, böyle bir oyunu da yazabilmesi... :) Şule Gürbüz okumalarının başladığı yer tam olarak burası olabilir. Hafif dozda barındırdığı mizah ve karakterlerin çocuksu duygu durumlarıyla neredeyse Mercier ile Camier kıvamında bir eser. Tiyatro yapıtlarında aradığım, olabildiğince beni o koltuğa oturtup, sahnenin ışıkları sönünceye dek oyuna dahil edebilmesi... Çok az yerde kopuşlar yaşansa da, başarılı bir eserdi. Çok derinden, yüzeysel anlatıma, acıdan sevince, kahkahadan gözyaşına anlık geçişler, felsefi metaforların sarsıcı etkisi... Hayranlıkla okudum. 'Yaşlı İhtiyar' Beckett'ın neredeyse bütün eserlerinde görebileceğimiz, yardıma ihtiyacı olan duygusal gel-gitler yaşayan ama en güçlü cümleleri, en sıradan olayların içine gizleyen, yaşlı bilge arketipine yakın bir karakter. Her konuda üstünlüğünü ilan etmiş ama bu üstünlükten hazzetmeyen, düş ve gerçeğin sınırlarını yitirmeye cesaret edebilmiş biri. Merkezde bulunuyor... Yaşlı ve genç kadın karakterlerinin, yaşam ve ölüm üzerine bizde bıraktıkları etki çok kıymetli... Hizmetçi: başlarda gerçekten Yaşlı adama refakat eden bir hemşire olduğu fikrine kapılabilirsiniz, çıkarımları ve akıllıca sözleri size 'evet sanırım bir çıkış noktası buldum dedirtse de' oyunun sonlarına doğru fikriniz değişebilir. Susan Sontag; "Yaşama gücümüzü delilik kaynaklarımızdan alırız." derken, anlamlı bir tespitte bulunmuştu. Uyum gösterebilme becerisi deliliğin bir biçimi değil de nedir? Belki bize hiç beklemediğimiz cümleleriyle şaşırtan insanlar onlara dayatılan zihinsel normların üstünlüğünü reddedenlerdir. 1950’lerde psikoz tanısı konulan vakalar modern zamanın gayet sağlıklı bireyleri kabul ediliyor. :)
Tiyatro
Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl YokturŞule Gürbüz · Boyut Tiyatro · 1993242 okunma
10/10
·307 syf.·
2026 34. kitabı
Fatih Yaşlı’nın Halkçı Ecevit adlı çalışmasının, Bülent Ecevit’in siyasal çizgisini tarihsel materyalist bir perspektiften ele alması bakımından önemli bir katkı sunduğunu belirtmek gerekir. Buna karşılık Mustafa Çolak’ın Bülent Ecevit: Karaoğlan kitabı daha çok liberal bir çerçeveye yaslanmakta; yer yer Türkiye siyasetini açıklarken merkez-çevre yaklaşımının izlerini taşımaktadır. Bu durum, iki eserin aynı siyasal figüre farklı metodolojik ve kuramsal pencerelerden bakmasına olanak sağlamaktadır. Bununla birlikte, Çolak’ın çalışması Ecevit’in yaşam öyküsünü ve siyasal serüvenini bütünlüklü bir biçimde özetleyebilmesi açısından başarılı bir eser olarak değerlendirilebilir. Kitap yalnızca Ecevit’in kişiliğini, karakter özelliklerini ve siyaset anlayışını anlamaya imkân vermekle kalmamakta; aynı zamanda Türkiye siyasal tarihinin kritik dönemeçlerini de okuyucuya sunmaktadır. Ecevit’in gazetecilik yıllarından CHP içerisindeki yükselişine, “ortanın solu” söyleminin inşasından demokratik sol anlayışının şekillenmesine kadar uzanan süreç, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal dönüşümleriyle birlikte ele alınmaktadır. Bu yönüyle eser, yalnızca bir siyasetçi biyografisi olmanın ötesine geçmekte; Cumhuriyet sonrası Türkiye’nin siyasal gelişim çizgisini Ecevit ekseninde takip etmeyi mümkün kılan bir çalışma niteliği kazanmaktadır. Her ne kadar kuramsal çerçevesi bakımından eleştiriye açık yönleri bulunsa da, Ecevit’i ve onun içinde şekillendiği tarihsel bağlamı tanımak isteyen okurlar için faydalı bir giriş kitabı olduğu söylenebilir.
Düşünce
Bülent Ecevit KaraoğlanMustafa Çolak · İletişim Yayınları · 201660 okunma
“Zaman değerlidir. Onu yitirme.”
9/10
·304 syf.·
2026 12. kitabı
Momo, bize distopik bir masal anlatısı sunuyor. Ve her masalın bir mesajı vardır günümüze. Momo’nun mesajı ise insanların insanlığını koruyabilmesi zamanının kıymetini bilmesine bağlıdır. ••• Yazar neden masal aracılığıyla modern çağa gönderme yapmayı tercih etmiş? Bunun birçok sebebi olabilir. Benim kanaatime göre masallar ve hikâyeler, hakikati doğrudan söylemekten daha etkili bir yol sunar. İnsanlar kendilerine anlatılan gerçeklere bazen direnç gösterebilir; fakat bir hikâyenin içine gizlenmiş hakikat, kalbe daha kolay ulaşır. Olağanüstü olaylar ve semboller sayesinde okuyucu, kendi hayatını fark etmeden sorgulamaya başlar. Momo da tam olarak bunu başarır. Bir çocuk masalı gibi görünürken aslında modern insanın zamanla, hayatla ve kendi ruhuyla kurduğu ilişkiyi anlatır. Kitabın en önemli mesajı: “İnsan, sevdiklerine, hakikate ve kendi ruhuna ayırdığı zamanı koruyabildiği ölçüde özgürdür.” ••• Kitap adeta çağımızın bir fotoğrafını çekmiş. Yazar, kitaptaki her karakterle çağın farklı bir sorununa vurgu yapmış. Beppo, Gigi, Kassiopea, Duman Adamlar, Hora Usta ve tabii ki Momo. Her bir karakterin yaşamından derin dersler çıkarıyoruz. Kapitalizm, hızlı yaşam, hedonizm, hayal gücünü kaybetme, tektipleşme, bireyselleşme, bencillik, vs. Sürekli vaktimizin yetmediğine şikayetle geçiyor günlerimiz. Hiçbir şeye yetişemiyoruz, hep zaman az geliyor. Şöyle dönüp baktığımızda “neler yaptık?” diye kendimize sorduğumuzda ise çok da ahım şahım işler yapmadığımızı görüyoruz. ••• Kitaptaki Duman Adamlar bana şeytanın insana verdiği vesveseleri çağrıştırdı. İnsan, hayatı boyunca farklı seslerin çağrısıyla karşı karşıya kalır. Bu sesler bazen hakka, bazen de batıla yönlendirir. Hak ile batıl arasındaki mücadele insanlık tarihi kadar eskidir ve kıyamete kadar da devam edecektir.
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,2bin okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 159. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
"ÜMİTSİZLİKTEN KURTULUŞ YOLLARI" "Manevi hastalıklar içinde ilki ve en büyüğü yeistir. Kişinin fıtratı yaralandığında ilk ümitsizlik doğduğu gibi, herhangi bir konuda yaralanmış fıtratını tedaviye kalkışan kişilerin karşısına da ilk çıkan hastalık yine ümitsizliktir. Şeytanın âciz insanı en çok vurduğu nokta orası olduğu gibi insana ilk saldırdığı cihet de orasıdır. Üstad Bediüzzaman yeisi hem yapısı, hem yayılışı, hem öldürücülüğü noktasından, hem de manevi müşahedesine dayanarak "Seretan" (kanser) hastalığına benzetir." İnsan, madde ve manadan, ruh ve bedenden müteşekkil hassas bir varlıktır. Onu anlamaya çalışan her yaklaşım, bu ikili yapıyı ve aralarındaki derin etkileşimi gözetmek zorundadır. Aksi takdirde insana dair söylenen her söz eksik, her iddia temelsiz kalır. İşte bu bütünlük içinde insan hayatının en temel dinamiklerinden biri de ümitsizlik meselesidir. Ümitsizlik, ruh ve beden bağlantısına vurulan ilk ve en derin darbedir. Öyle bir darbedir ki, bazen en uzman gözler dahi onun teşhisinde âciz düşer. Öyle öldürücüdür ki, kişinin hem fiziksel hem de manevi hayatını sessiz sedasız katleder. Ümitsizliği bir karadeliğe benzetebiliriz: Tıpkı evrendeki karadelikler gibi etrafındaki her şeyi –umudu, enerjiyi, yaşama sevincini– yutar ve kişiyi kendi içine çökertir. Sonunda insan, kendi varlığını kendine bir zindan olarak hissetmeye başlar. Peki ümitsizlik nereden doğar? İnsanın ruhuyla bedeni arasındaki sağlıklı etkileşim bozulduğunda. Modern dünyanın insanı çoğu zaman beden üzerinden tanımladığı bir çağda yaşıyoruz. Oysa insan yalnızca etten ve kemikten ibaret değil. Aynı şekilde sadece ruhtan oluşan bir varlık da değil. İnsan; beden ve ruhun birbirini tamamladığı, birbirinden ayrı düşünülemeyecek hassas bir bütündür. Yazar, yalnızca psikolojik bir meseleyi
Edebiyat
Ümitsizlikten Kurtuluş YollarıErdem Akça · Foliant Yayınları · 20261 okunma