Memed

Memed
@incememedinkanatliati
Aklı başında kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşindedir. Aristoteles
Edebiyat-Düşünce
Reklam
İnsanların anlaşması zordur der dururlar. Ne kadar kolay olduğuna şaşarsın...yeter ki tarafların ikisi de, kimsenin başkası için yaşamayacağını, tüm alışverişin mantık çerçevesinde yapılacağını kabul etmiş olsun.
PDF
Düşünce
Yaşamak istemiyorlar, sizin ölmenizi istiyorlar.
Yağma lükslere yönelmeleri, bir keyif almak için değil, bir kaçış ve kurtuluş içindir. Onların istediği sizin servetinizi almak değil...aslında onu sizin kaybetmenizi istiyorlar. Başarılı olmak değil, sizin başarısız olmanızı istiyorlar. Yaşamak istemiyorlar, sizin ölmenizi istiyorlar. İstedikleri hiçbir şey yok, var olmaktan nefret ediyorlar, habire koşuyorlar, esas nefret ettiklerinin kendileri olduğunu öğrenmekten kaçmaya çalışıyorlar.
Sayfa 798
Düşünce
Haz...
İstanbul, üç beş satır. Haz! üç harften oluşup bu kadar uç noktalarda uçabilen, yüzebilen bir kelime daha bulamıyorum. Haz yazmaktı. Haz üretmekti. Haz çok çalışmaktı. Bu tanımlar kiminde haz uyandırırken kiminin kaçış sözcükleri. Haz belki BDSM. Haz duygusuzca çiftleşmekti. Haz şiddetti. Haz sadece paraydı. Haz kimi dönem sadece su gibi berrak işeyebilmekti. Haz, en muhafazakarından en uç noktada yaşayan insanına farz. Haz başını secdeden kaldırmayana. Haz barda bardağın içindeki birası bitince dibindeki küçük buzu fondip yapana. Aslında herkesi bir kapıda buluşturabilecek üç harf. Haz sadece üç harf ardında açılan kapıların sınırı yok. Hazzın açıldığı bir kapı bile onlarca kapıya daha açılabilir. Sevgi bir hazdır ama kimi insan sevmeyi sever kimi sevilmeyi. Sevildikçe mutlu olanı yadırgayamaz o halde insan ilgiye açsa. Sevilmekten daha çok sevmeyi seveni de yadırgamıyoruz gerçi, çünkü ondan sadece kaçıyoruz. Çok sevenden kaçmamızın sebebi sıkması mı? Sevilmeye yabancı oluşumuz mu? Alışkın değiliz gibi yavan düşünceler mi? Değil! Çok seveni sevmiyoruz çünkü bırakıp gitmesinden korkuyoruz. Evet sen de çok seveceksin, birgün kendine iyice alıştırıp cehennemin dibine gittiğinde sabah üzerinden yorganı çekilmiş gibi kalacak olan benim! Çok seveni sevmek bir mucize aslında, sevgiden çok aslında güvendiğine işarettir bu. Hazzı sevgiye, sevgiyi güvene, güveni ise saygıya rahatlıkla temellendirebilirsin. Bir binaya kat çıkmak gibi değil, tam tersi; giriş katında haz var ve katlar bunun altına inşaa ediliyor. Katlar yerin dibine indikçe daha sağlam. Haz veren sevgiye bile bu kadar kapı çıktıysa diğer başlıklara yazmaya uzun bir zaman gerek. Yazacak gücü de üretmek gerekiyor burda; öyle ya burası oralardan çok farklı. Burda da kaçak kullanıyorlar, elektriği değil ama Spotify’ı,
İnce memed'in kanatlı atı.
İnce memed'in kanatlı atı. Öyle bir at ki, sizinle değil, ağzını açmadan tek kelime söylemeden bilinçaltınızla konuşuyor. Zihinsel anlamda melankolik olanlar, umutsuzluk anlamında söylemiyorum. Yaşamdan, toplumdan biraz dargın, biraz umutsuz, biraz umutlu olan. Dünyaya genelde sol’dan bakan yani “öbürleri” olan insanlar okurken her şeyi kişileştiriyoruz. Toplumla yaptığımız kimlik kavgalarını romandaki karaktere yansıtıyoruz. Kişileştiriyoruz. O kahramanları sen’lere bölmeyi öğrenmek lazım, ben’lere bölmeyi öğrenmek lazım. İçindeki ben’lerine huylarına atfetmek gerekiyor. O at SENSİN… O at dışarda beğendiğin birini gırtlağından tutup sevişmeni engelleyecek kalp atışı. O at bütün güzelliğini, bütün benliğini bırakıp ana avrat söven içindeki canavar. O at sana toplumun normlarını beyninden silip zihninde özgürce dilediğini yapmanı sağlıyor. O at koşuyor hiç durmadan, gece gündüz koşuyor. Koşuyor koşuyor koşuyor. Kimin yakalayacağı ve o at’ın nerede duracağı belli değil… Sana çok büyük bir günahta işletebilir, orada durabilir, orada nefesi kesilebilir o atın! O at koşuyor, o at kaçıyor, o at kovalıyor ama kitabın tek bir yerinde bile o atın nasıl beslendiğini, ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını yazmıyor. Nasıl beslendiğine sen karar vereceksin o atın. Atın ne yiyeceğine, ne yerse daha düzgün koşacağına, daha çok direneceğine. Senin içinde aslında düşünmeyen bir kişi var. O kişi bekleye dursun, sen düşünüyorsun, inanıyorsun, özlüyorsun ve düşündüklerine göre özlediklerine göre kavradıklarına göre içindeki o kişiye, hani düşünmeyen, kuralsız hareket eden güdülerinle ona veri gönderiyorsun. Senin düşündüklerini o yiyor. Sen düşündüğün için o düşünmediklerini yapmıyor. Sen düşüne bildiğin için o kişi ahlaksızlık yapmıyor, ya da sen düşünebildiğin için o kişi