İnce memed'in kanatlı atı.
Öyle bir at ki, sizinle değil, ağzını açmadan tek kelime söylemeden bilinçaltınızla konuşuyor.
Zihinsel anlamda melankolik olanlar, umutsuzluk anlamında söylemiyorum.
Yaşamdan, toplumdan biraz dargın, biraz umutsuz, biraz umutlu olan. Dünyaya genelde sol’dan bakan yani “öbürleri” olan insanlar okurken her şeyi kişileştiriyoruz. Toplumla yaptığımız kimlik kavgalarını romandaki karaktere yansıtıyoruz. Kişileştiriyoruz. O kahramanları sen’lere bölmeyi öğrenmek lazım, ben’lere bölmeyi öğrenmek lazım. İçindeki ben’lerine huylarına atfetmek gerekiyor.
O at SENSİN…
O at dışarda beğendiğin birini gırtlağından tutup sevişmeni engelleyecek kalp atışı.
O at bütün güzelliğini, bütün benliğini bırakıp ana avrat söven içindeki canavar.
O at sana toplumun normlarını beyninden silip zihninde özgürce dilediğini yapmanı sağlıyor.
O at koşuyor hiç durmadan, gece gündüz koşuyor. Koşuyor koşuyor koşuyor.
Kimin yakalayacağı ve o at’ın nerede duracağı belli değil…
Sana çok büyük bir günahta işletebilir, orada durabilir, orada nefesi kesilebilir o atın!
O at koşuyor, o at kaçıyor, o at kovalıyor ama kitabın tek bir yerinde bile o atın nasıl beslendiğini, ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını yazmıyor. Nasıl beslendiğine sen karar vereceksin o atın.
Atın ne yiyeceğine, ne yerse daha düzgün koşacağına, daha çok direneceğine.