İnci

İnci
@incimelike
Nedenler ile sonuçları birbirine karıştırma yanılgısı.
Nedenleri, sonuçlarla karıştırmaktan daha tehlikeli bir şey yoktur. Ben bunu, aklın kendinde var olan yozlaşma biçimi olarak tanımlıyorum. Bununla birlikte bu yanılgı, biz insanlar arasında kutsanmıştır ve “din”, “ahlak” adını almıştır. Din ve ahlak tarafından geliştirilen her formül, bünyesinde bunu barındırır; papazlar ve ahlâkçı yargıçlar, aklın bu yozlaşmasının yazarlarıdır. Burada bir örnek vereyim. Uzun ve mutlu bir hayatın, hatta erdemli bir hayatın bile formülünü sunan meşhur İtalyan yazar Cornaro’nun diyet kitabını herkes bilir. (Uzun yaşamanın sırrının, metabolizmayı yavaşlatacak kadar az yemek yemek olduğunu ortaya atan İtalyan yazar.) Pek az kitap bu kadar çok okunmuştur; şimdilerde bile bu kitap, her yıl binlerce baskı yapmaktadır. Pek az kitap (Kutsal kitapları hariç sayarsak) iyi niyetli bir merakın sonucu olarak yazılan bu kitaptan daha az zarar vermiş, insanların ömürlerini daha çok kısaltmıştır. Bunun nedeni: “nedenlerle sonuçları” karıştırmasıdır. İtalyan yazar, geliştirdiği diyet formülünü, uzun yaşamanın nedeni olarak görüyordu: Oysa, uzun yaşamanın ön şartı olan olağanüstü yavaş çalışan bir metabolizma, az yemek ve tüketmek, yazarın diyetinin nedeniydi. Bu diyeti uygulayan kişi, istediği kadar çok ya da az yemekte serbest değildi; onun tutumluluğu, “özgür irade” eylemi değildi: Fazla yediğinde hastalanıyordu. Ancak bu türden zayıf biri ollmayan bir kişi, böyle yaptığında hiç de iyi yapmıyordu. Bu formül, aynı hastalığa sahip kişiler için geçerliydi sadece.
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Neden bu kadar akıllıyım?
Gerçek olmayan sorunlar üzerine hiç düşünmedim. Kendi kendimi hiç harcamadım. Mesela dinsel güçlükler hakkında kişisel deneyimim yok hiç. Ne kadar <<günahkâr>> olmam gerektiği hakkında da öyle. Aynı şekilde vicdan azabının güvenilir bir ölçütünün ne olduğu konusunda da hiçbir fikrim yok: başkalarından duyduğum kadarıyla bana göre vicdan azabı hiçte saygı duyulacak bir şey değil... Bir eylemi her şey olup bittikten sonra tek başına bırakmak istemezdim ben; sonuç kötü bile olsa, onu kendi haline bırakmayı tercih eder, bu eylemin sonuçlarını da birlikte değerlendirirdim. Eğer sonuç kötüyse yapmış olduğunuz şey hakkında doğru bakış açısını kaybetmenin kolaylığı öylesine kötüdür ki: vicdan azabı bana bir çeşit <<kem göz>> gibi gelir. Kötü giden bir şeye bundan dolayı saygı duymak; bu benim ahlak anlayışına daha çok uyuyor. <<Tanrı>>, <<ruhun ölümsüzlüğü>>, <<kefaret>>, <<ahiret>>: daha önce hiç dikkat etmediğim veya zaman ayırmadım bütün bu kavramlar, belki de çocukluğunda bile bunlar için yeterince çocuk olmadım ben. Tanrıtanımazlık bir sonuç değildir benim için, hele bir olay hiç, içgüdülerimden gelen bir şeydir. Baştan savma bir yanıtla yetinmek için fazlasıyla meraklı, fazlasıyla şüpheci, fazlasıyla kibirliyim ben. Tanrı baştan savma verilmiş bir yanıt, bir nezaketsizlik örneğidir biz düşünenler için, hatta aslında sadece bir yasaklamadan başkaca bir şey değildir: düşünmeyeceksiniz.
Sayfa 44
Felsefe

İnci

, 1000Kitap'a katıldı.