Günlük yaşamda kullanılan insan zekasının sadece buz dağının görünen kısmı olduğu, bilinçaltı denilen devasa bir yapının farkında olmadan bizi biz eden varlık olduğunu ve bu varlığında geçmişten günümüze evrimsel ve kalıtsal olarak aktarıldığını vurgulayan bir kitap.
Kullanılan terimlerin dolayı dili biraz ağır gibi..
"Beynimizdeki bilinçli biz'in aslında en önemsiz oyuncu olmasıdır. Genç kralın bir tahtı devralıp, ülkenin ihtişamı için bütün övgüleri toplamasından farksızdır bu. Kral işleri yürüten milyonlarca işçinin farkında bile değildir."
"Liberaller de muhafazakarlar da ülkelerini sever fakat onu yönlendirmek için birbirinden ciddi biçimde farklı stratejilere yönelirler. Benzer şekilde beyinde de sorunları en iyi kendisinin çözebileceğine inanan farklı rakip gruplar bulunmaktadır. 'Çoğunluğun iyiliği için' kimi zaman müttefik olmalıdır. Sinirsel alt gruplar içinse bu ortak hedef organizmanın hayatta kalması ve başarısıdır."
Özgür irademizin olmadığı savını güçlendiren bilimsel araştırmalar, yaşanmışlıklar olaylardan alıntılamalar yapıyor.
Kararların, seçimin yani seni sen yapan tüm davranışların, olaylara karşı verdiğin tepkiler bilinçaltına kodlanmış, evrimleşmiş, aktarılmış ve farkında olmadığımız birtakım nörol bağlarla gerçekleşmekte ve biz bunun dahi farkında değiliz..
Kitaptan edindiğim bilgiye inancım perspektifinden baktığımda Allah'ın(cc) belirttiği külli irade ve cüzi irade kavramlarına daha iyi anlam verebildim. Külli iradenin tahmin ettiğimden daha külli olduğunu ve cüzi iradenin de yine tahmin ettiğimden daha cüzi olduğunu görebildim. Tabi kitap bunu yaratıcıdan bağımsız ve tamamen evrim gözüyle değerlendirmekte..
İyi okumalar..
Özdemir Asaf’ın Lavinia adlı aşk şiirleri kitabı, kelimelerin azlığıyla duyguların yoğunluğu arasındaki dengeyi sağlayan bir kitap olmuş. Şairin, yoğun hisleri en yalın haliyle ifade edebilme yeteneği beni kendine hayran bıraktı. Okurken özellikle bazı şiirlerinin başlıkları çok dikkatimi çekti. Mesela; Tentation, Sısyphe, Bekleyen Şarkı, Incognıto... Kısa kelimelerle koca bir anlam dünyası kurup şiirin ruhunu daha başlığından hissettirmesi ustalıktır bence. Tekrar tekrar dönüp okunacak zamansız bir şiir kitabı olduğunu düşünüyorum. Gerçekten sevdim.
LaviniaÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 202229,5bin okunma
Pınar Kür’ü genel anlamda çevirmen kimliğiyle tanırım. Kalemiyle ‘Asılacak Kadın’la tanıştım; her sayfada neden bu geç kalmış, kayıtsızlık deyip eleştirdim kendimi. Roman, 1979 yılında basılmış ve günümüze kadar pek çok baskı yapmış. Kür, 21 yaşında iken, sonradan bu kitap halini alacak haberi gazetede görüp çok etkilenmiş ve yazımı 15 yıl süren bu çalışmanın ürünü ortaya çıkmış.
Kitap, daha girişteki ithafta seni rahatsız edeceğim diyor: “Ezilmişliği meslek edinmiş olanlar için.” En son böyle etkileyici ithafı ‘Mezarımdan Yazıyorum’ da görmüştüm: “Etimi kemirecek ilk kurda.”
Pınar Kür, bu kan donduran ama artık bir Türkiye gerçeği haline gelmekten utanç duyduğum konunun inciğini cıncığını ortaya sererek anlatıyor. Anlatım o kadar cesur ve sağlam ki, sık sık midemin ağzıma gelmesinden dolayı ara vermek durumunda kaldım. Roman, üç bölümden (Pınar Kür’ün Savunması’nı da eklersek dört) oluşuyor ve yaşananlar karakterlerin gözünden anlatılıyor. Bilinç akışı tekniğini en iyi şekilde kullanmış; kendisi de bu tekniğin zorluğunu, nasıl olması gerektiğini ve çok titizlik gerektirdiğinden söz ediyor zaten. Cümleler kısa, fazlaca nokta, sık sık kelime tekrarları ve virgülden arınmış bir metin. Özellikle Melek’in gözünden anlatılan kısım, noktalamasız bir okumanın nasıl işi zorlaştırdığını tekrar kavramamı sağladı, lâkin gerçekliği yansıtmak için mükemmel bir tercihti, kabul ediyorum.
Kür, Türkiye toplumunun kadınlara sığ bakış açısının sağlamasını yapmış elbette, burada yenilik adına “hukuk kurumlarının” kanıtsız, delilsiz bir ön yargıya sahipliğini okurken sinirleriniz gerim gerim geriliyor. Yargının a ‘posteriori’ olması gerekirken, ‘a priori’ bakış açısı, yine Türkiye gerçeğine basılmış bir parmak sadece. İnsanı hayrete olayın yaşanmasına çanak tutan (susarak,
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,5bin okunma
Cokta gerekli oldugunu dusunmuyorum okumaya gerek yok bu kitabi ilginizi cekicek kismi 50 sayfadir geri kalan 150 sayfalik kisim asiri bilimsel seyler iceriyor
Okurken en çok hissettiğim şey şu oldu: “Ben beynim sandığım şey değilim galiba…” Gerçekten biraz sarsıcı bir deneyimdi.
Incognito - Beynin Gizli Hayatı aslında tamamen zihnimizin arka planda nasıl çalıştığını anlatıyor. Hani biz kararları bilinçli verdiğimizi düşünüyoruz ya… meğer çoğu şey biz farkında bile olmadan oluyormuş. Bu fikir başta biraz rahatsız edici ama aynı zamanda aşırı ilginç.
En sevdiğim tarafı, kitabın bilimsel olmasına rağmen asla sıkıcı olmamasıydı. Sürekli örnekler veriyor, gerçek hayattan durumlarla anlatıyor. Böyle okuyorsun ve bir anda “ya bu ben!” diyorsun. Özellikle alışkanlıklar, refleksler ve ani kararlarla ilgili kısımlar beni baya düşündürdü.
Bir de şöyle bir şey var: Bu kitap uzay kitabı değil ama yine de evrenle ilgili bir şey okuyormuş gibi hissettiriyor. Sadece bu sefer keşfettiğin şey dış uzay değil, kendi beynin. Bu da ayrı bir “wow” etkisi yaratıyor.
Kısaca: Eğer insan davranışları, bilinç ve “ben neden böyleyim?” soruları ilgini çekiyorsa kesinlikle okunmalı. Okuduktan sonra kendine bakışın biraz değişiyor… ben artık bazı kararlarıma daha şüpheyle yaklaşıyorum açıkçası
Incognito: Beynin Gizli Hayatı, insanın kendisi sandığı şeyle yüzleşmesini sağlayan bir kitap.
Okurken en çok sarsıldığım nokta özgür irade meselesiydi.
Yazar, kararlarımızın büyük bir kısmının bilinçdışı süreçlerde alındığını, bizim ise çoğu zaman sonradan gelen bir anlatıcı gibi davrandığımızı söylüyor. Bu fikir hem ikna edici hem de ürkütücü. Çünkü eğer gerçekten öyleyse, “ben seçtim” dediğim şeylerin ne kadarı gerçekten bana ait?