Korku, uykuya yatan ama hiçbir zaman kökünü kurutamayacakları bir virüs gibi, ne kadar da hızlı, dehşetengiz hızlı ele geçirivermişti bünyelerini. Neşe, umursamazlık: Bunları baştan öğrenmeleri, sil baştan haketmeleri gerekiyordu. Ama korkuyu tekrar öğrenmeleri gerekmeyecekti
İlk hareketim, boğucu bir nefretle her şeyi önümden itmek ve fırlayıp gitmek arzusuyla yapılmış bir hareketti. Yazık ki benim yaratılışımda olanlar ilk hareketlerini hiçbir zaman tamamlayamazlar, bu sefer de öyle oldu.
Ama anlamıyor musun Amy? Yanlış düşünüyorsun. Hiçbir ilişki sana istediğin her şeyi veremez. Verdikleri bellidir. Bir insandan istediğin her şeyi ortaya koyar -artık vücut kimyası mı olur, sohbeti mi, maddi desteği mi, fikir uyumu mu, iyilik mi sadakat mi ne istersen- ama bunlardan sadece üçünü alabilirsin. Üçten fazlası olmaz. Hadi çok şanslıysan dört. Kalanını başka yerde ararsın.
İnsan evini seviyorsa -aslında sevmiyorsa bile- eve döndüğü ilk hafta kadar rahat, sevinçli şey az bulunur. O hafta sabahın üçünde yırtınan araba alarmları, geç kalkmak istediğinde pencere pervazına konup ötüşen kumrular gibi insanı sinir eden şeyler bile kişiye kalıcılığını, ne kadar uzağa ve ne kadar uzun süreyle gitmiş olursa olsun hayatının, kendi hayatının onu kucaklayacağını hatırlatır.
Bazen yalnızlığı kafasına kakılmamış olsa, yaşadığı hayatın garip ve kabul edilemez bir tarafı olduğuna dair telkinler almasa, hiç yalnızlık çeker miydi merak ediyor.