İki kitapta bitirilebilecek bir seri, bunu üç kitap yapmaya ve sayfa sayılarını da bu kadar uzun tutmaya gerek var mıydı bilmiyorum. Ayrıca başkarakterin Feyre olduğuna dair son bölümlerde şüpheye düşüyoruz bence. O karakterlere ayrı kitap yapılacaksa bu kadar ön planda olmalarının anlamı yoktu. Bir de sürekli Feyre'nin gözünden onların güzelliklerini dinlemeye de... Yine de kendini en çok okutan buydu çünkü merak unsuru vardı.
Bu yorumu üçüncü kitaba başladıktan sonra yaptığım için söyleyebiliyorum; serinin en güzel kitabı. (Seriden nefret etmemek için Feyre ve Rhys'in hikayesi bittikten sonra okumayacağım.)
Oblomovka'yı atlatabildiğiniz sürece harika bir kitap. O bölüm insanların sabrını sınamak için bile yazılmış olabilir. Bunun dışında İlya İlyiç'e bu derece sinir olmama rağmen onda kendimi buluyor olmamı kabul etmek istemiyorum. Yine de eğer en ufak bir tereddütünüz varsa okumak için, olmasın. Okuyun.
Peyami Safa'dan şimdiye kadar yalnızca Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu okumuştum ve dilini sevdiğimi sanıyordum ama bu kitabi dinlemiş olmama rağmen diyaloglar, düşünceler sinir etti beni. Demek ki okuyor olsam bitiremezdim bile. Sonu da öyle acayip şaşırtmadı, bitmesi için dakikaları saydığım için sadece bitişine de odaklanmış olabilirim tabii.