meryem

10/10
·724 syf.··
2021 24. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2021 01:14
Bu kitap hakkında düşüncelerimi kelimelere dökebilir miyim, emin değilim. Yine de az gelişmiş birkaç cümle kurmadan geçmek istemedim. Umuyorum ki Oğuzcuğum Atay on dokuz yaşındaki bu ruhu yaşlı kızı mazur görür. En çok anlaşılmamaktan korkardı Selim. İnsanın korktuğu başına gelir derler, doğruymuş. Selim de anlaşılmadı. Ah canım insanlar, neden durup bakmazsınız sözde gönül bağı kurduğunuz kişilere? "Neden kaybolup gitmeme seyirci kalıyorsunuz?" Öyle demişti Selim. Neden seyirci kaldınız? Selim'in tek isteği anlaşılmaktı. Oysa siz onu hep dışladınız. Aranıza almadınız, farklı dediniz. Yalnızlık gemisindeydi Selim. Siz Selim'e içi su dolan gemiyi verdiniz. Yavaş yavaş sulara gömüldü Selim. Biriniz bile bilmiyor muydu yüzmeyi bilmediğini? Onu neden karanlık sulara bıraktınız? Bir saç okşanması yeterdi aslında. Bir oturup sohbet etmek, anlamak yeterdi. Ama bu dünyada bir insanın, bir insanı anlaması o kadar da kolay değildi, değil mi? Turgutçuğum Özben. Gittikçe özbenliğini bularak selimleşen canım adam. İçinin acısını, içinizin acısını hep hissettim. Kırıldın değil mi Turgut? Selim'in seni bırakıp gitmesine çok kırıldın. Anlatsaydı keşke sana. Bak Turgutçuğum deseydi, ben geri dönüşü olmayan yollara giriyorum, Kafka'yı bile okuyamıyorum artık deseydi. Bir insanın varlığı ölümcül düşüncelerini hafifletirdi belki değil mi, Turgut? Fakat onu bu hale getiren de insanlar değil miydi? Neden onu olduğu gibi kabul etmediler? Selim'in geçtiği sokaklardan geçmek istiyorum. Belki onunla rastlaşırım. Bak Selim derim.. ya da diyemem. Sen konuş Selim. Sen konuş, bana anlamak görevi düşsün. Sen konuş Selim, ben hiçbir şeyle uğraşmadan seni dinlerim. Sen yeter ki susma Selim. "Dünyaya bir daha gelişinde Çocuk ve korkusuz yaşamak ister sürekli" Dünyaya bir daha gelişinde hep çocuk
1000Kitap
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·96 syf.··
2021 20. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2021 00:36
Bu dünyada ne kadar fazla bilinmeyen Sadako olduğunu düşündükçe yutkunamıyorum. Savaşların aldığı binlerce can. Ne uğruna? Cemil Meriç'in bu cümlesine harfi harfine katılıyorum: Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez. Tarihin en acımasız saldırılarından biri, Hiroşima ve Nagazaki. Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası saldırısı, II. Dünya Savaşı'nın son aşamasında 6 Ağustos 1945 Pazartesi saat 08:15'te Amerika Birleşik Devletleri'nin Uranyum-235 tipi atom bombası "Little Boy" ile Hiroşima'ya ve 9 Ağustos 1945, Plütonyum-239 tipi atom bombası "Fat Man" ile Nagazaki'ye gerçekleştirdiği saldırı.  Ve sonrasında giden canlar.. Bunlardan biri de bizim Sadako. Koşmayı çok seven ama atılan bombaların gösterdiği radyasyon yüzünden, 10 yıl sonra ortaya çıkan lösemiden dolayı yataktan kalkacak hale gelemeyen, Sadako. Bir efsaneye göre hasta birisi 1000 tane turna kuşunu tamamlarsa tanrılar ona şifa verirmiş. Sadako'nun buna vakti kalmadı. 644. turnayı katlarken cennetteki bir dağa doğru yolculuğa çıktı. Canının acımasından korkup ölümü düşünüyordun sürekli Sadako. ("Ölürken insanın canı acıyor muydu? Yoksa ölüm, uykuya dalmak gibi bir şey miydi?") Umarım şimdi mutlusundur turna kuşum. Dilediğince koşabildiğin bir yerde olmanı ümit ediyorum. "6 Ağustos’ta Sadako’nun anıtının altına hâlâ kâğıttan bin tane turna kuşu koyuyorlar. Aynı zamanda bir istekte de bulunuyorlar. İstekleri anıtın üzerine şöyle yazılıyor: Bu bizim yalvarışımız Bu bizim duamız Dünyada barış istiyoruz." Hiroşima ve Nagazaki'ye bombaların atılma emrini veren ve belki de sonra biraz olsun vicdanı bulunduğunu anlayan o insanın (insan mı demeliyim?) sözüyle sonlandırmak istiyorum: Onca çocuk.. Onca çocuk..
1000Kitap
Sadako ve Kağıttan Bin Turna KuşuEleanor Coerr · Beyaz Balina Yayınları · 202113,4bin okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2021 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2021 19:36
"Estragon: İnsan bildiği sürece. Vladimir: Uygun anı bekleyebilir. Estragon: Ne umacağını bilir. Vladimir: Meraka gerek kalmaz. Estragon: Yalnızca beklenir. Vladimir: Alışığız buna." İnsan bekler. Huzurun gelmesini bekler, mutluluğun gelmesini, acının bitmesini, susuzluğunun geçmesini, içindeki yangının sönmesini, annesini, birinin "sorun yok, nefes aldığın için, bu hayata katlandığın için sana saygı duyuyorum" demesini, Godot'yu bekler. Kim bu Godot? Neyin nesi? Kimisine göre Tanrı, kimisine göre sevgilisi, kimisine göre Afrika'daki kıtlığın bitmesini engelleyecek bir kurtarıcı, bir başkasına göre kendi benliği. Neyi bekliyoruz? Bunca kargaşanın içinde durup soluklanmak ne zaman aklımıza geliyor? Hiç geliyor mu? Gün içerisinde kalbimizin attığının farkına varabiliyor muyuz? Çok kalabalık her yer. O kadar kalabalık ki kendi sesimi duymakta zorluk çekiyorum. Benim bir sesim var mı? "Estragon: Belki de yanılıyorumdur. (Bir an.) İstersen biraz susalım artık." Biraz susalım. "Vladimir: Yarın her şey daha iyi olacak. Estragon: Bunu nerden çıkarttın?" Bunu da nereden çıkarttın Estragon? Yarının iyi olacağını bilemeyiz. Biz insanlar, neyi tam olarak bilebiliriz ki? "Bir anda her şey yok olacak ve bir kez daha hiçliğin ortasında yalnız kalacağız!" Her birimiz kendi hiçliğimizde boğuluyoruz. Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Yaşadığımız şu süreç içerisinde de yalnız kalıyoruz. Bütün canlılar o kadar yalnız ki.. Dünyanın bu haline üzülüyorum. Belki de bizler savaşlarla ilgilenmek yerine barışla ilgilenseydik, bu kadar hiçliğin içinde kaybolmazdık. Sevgi taşıyabilirdi belki ruhumuzu. Belki dünyaya bu kadar yabancı hissetmezdik. Siz de yabancı hissediyor musunuz? "Hava çığlıklarımızla dolu. (Dinler.) Ama alışkanlık büyük bir uyuşturucu."
1000Kitap
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma
10/10
·120 syf.··
2020 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2020 03:17
aslında çeviride kitabın adıyla pek alakası yok. orijinal adı "önceden bildirilmiş bir cinayetin anlatısı." keşke böyle basılsaymış, tam adına yakışır bir kitap kendisi. gabriel garcia marquez küçükken yaşadığı bir olayı bizlere sunmuş; gerçek bir hikaye. evet, toplumun bir cinayete nasıl sessiz kaldığını görüyoruz bu kitapta. daha kitabın başında kimin öldürüleceğini ve cinayeti kimin işlediğini bilerek başlıyoruz. asıl değinilmesi gereken konu toplumun işlenecek olan bir cinayete, başına "namus" getirildiğinde nasıl da suspus kalındığını anlatıyor. cinayetin işleneceğini herkesin bilmesine rağmen kimse karşı çıkmıyor. hatta izlemek için herkes olay yerine akın ediyor. bu bir kişinin işlediği bir cinayet değil; toplumun işlediği bir cinayet. ikizlerin üzerlerinde hissettiği baskıyla santiago'yu öldürmeyi beklerken önlerine çıkan her insana "biz santiago'yu öldüreceğiz" demeleri ve aslında içten içe durdurulmak istediklerini hiç kimse anlamadı. santiago'yu da kimse anlamadı. dinlemek bile istemediler. ah santiago, sürü psikolojisinden kurtulamamış insanların (insan demeye bin şahit) seni öldürmelerini asla unutmayacağım. keşke orada olup elinden tutabilseydim senin. "beni öldürdüler, wene hala" demene müsaade etmezdim.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202095,5bin okunma