Romanda, Norveç’te yaşayan, eşini, iki yaşındaki çocuğunu ve bakanlıktaki prestijli işini başka bir kadın uğruna terk edip daha küçük bir şehirde o kadının aurası etrafında yaşayan ve yerel bir işte çalışan Bjorn Hansen’in hayatı anlatılmakta. Kitap boyunca sık sık Hansen’in iç gözlemlerini, başkalarına yönelttiği gözleri ve gözlemleri okuyoruz. Kahramanımız bir anda olmasa da yavaş gelişmiş bir sürecin sonunda hayatının kontrolünün kendinde olmadığını, bu küçük şehire tesadüfler sebebiyle geldiğini fark ediyor fakat diğer şehirde ailesiyle kalmış olsaydı bile hayatının daha iyi olmayacağını, yine istediği gibi bir hayat yaşayamayacağını fark ediyor ve adına Büyük Red dediği bir projeyi hayata geçiriyor.
Hansen projeyi hayata geçirdikten sonra yaptığı eylem ve bu eylemin sonuçları üzerine bolca düşünüyor. Sürekli kendini tercihler, seçimler üzerinde düşünürken buluyor.
Hansen’in hayata geçirdiği bu proje dışardan bir gözle mantıksız görülse bile bu projeyi hayata geçirmesinin gerekçelerini anladığımı düşünüyorum. Kitabın isminin de -her ne kadar yazarın bu kitabının kaçıncı kitabı olduğunu belirten bir ifade olduğu söylense de- Hansen’in gerekçesine bir atıfta bulunduğunu düşünüyorum. Yani herhangi bir kitabına değil de bu kitabına kaçıncı romanının olduğunun ismini vermesi boşuna değil. Ben Hansen’in bu projeyi “Madem bu yaşa kadar başkalarının yönettiği bir senaryo içinde yaşadım, yaşamımın bundan sonrasını ise kendi yazdığım senaryoya göre yaşayacağım.” diye düşünerek oluşturduğunu varsayıyorum. Kitap oldukça karamsar bakış açısına ve ağır ilerleyen bir tempoya sahip. Yer yer okurken sıkılsam da kitabın bu ağır, karamsar yapısını, kahramanın hayata, seçimlere, başkalarına dair gözlemlerini okumayı oldukça sevdim.