"İnsan bazen hayatı yaşamaz; sadece günlerin içinden geçer. Sabah olur, akşam olur, mevsimler değişir ama içinde hiçbir şey yerinden oynamaz. Sanki ruhun bir köşesinde zaman durmuş da beden alışkanlıktan yürümeye devam ediyordur.
Ben uzun zamandır böyleyim. Ne tam mutsuzum ne de gerçekten huzurlu. Içimde adı olmayan bir eksiklik taşıyorum. Kaybettiğim bir şeyi arıyor gibiyim ama neyi kaybettiğimi bilmiyorum. Belki de hiç sahip olmadığım bir şeyi özlüyorum.
En çok da insanların kendilerinden ne kadar kolay kaçabildiklerine şaşırıyorum. Gürültüye sığınıyorlar, kalabalıklara karışıyorlar, durmadan konuşuyorlar. Çünkü insan sustuğu an kendi ruhunun sesiyle baş başa kalıyor. Ve herkes bu sesi duymaya cesaret edemiyor.Ben ise yıllardır onunla yaşıyorum. İçimdeki sessizlikle. Bazen bir dost gibi, bazen bir düşman gibi. Bana sürekli aynı şeyi hatırlatıyor:
Hayatın en ağır yükü yaşadıklarımız değil, içimizde taşıyıp kimseye anlatamadıklarımızdır.
Bu yüzden bazı geceler pencerenin önünde oturup karanlığı
seyrediyorum. Çünkü karanlık hiçbir şey sormuyor.
Geçmişimi merak etmiyor, yaralarımı kurcalamıyor. Sadece susuyor. Ve bazen insanı en iyi anlayan şey, ona hiçbir şey söylemeyendir."