İnsan bazen durup soruyor kendine: "Gözünün nuru olduğun o Peygamber, senin o mübarek boynunu öpmedi mi Hüseyin? Seni göğsünde büyütmedi mi? Nasıl kıydılar sana o sıcak kumların üzerinde?" ​Bu sorunun cevabı yoktur. Tıpkı bizim hayatta canımızı en çok yakan, uykularımızı bölen o gidişlerin, o yarım kalmışlıkların bir cevabı olmadığı gibi. İnsan kalbine anlatamıyor işte o yokluğu. Ama Muharrem’de, o matemin gölgesinde anlıyorsun ki; Hüseyin Efendimiz de o çölde bir başına, upuzun bir yokluğa ve susuzluğa uğurlanmıştı. Bizim içimizde yanan o küçük ateşler, O’nun çölü yakan o büyük yangınının sadece birer kıvılcımıymış meğer. ​Sonra bir anne sessizce yakıyor ocağın altını. Kazan kaynamaya başlıyor. ​Gözyaşlarıyla yıkanmış o buğday taneleri kazana düşerken, içinden hep O’nun adı geçiyor: Medet ya Hüseyin... Aşurenin içine düşen her bir nar tanesi, O’nun o çölde dökülen mübarek kanının damlaları gibi parlıyor tabağın içinde. Biz o kazanı sadece bir tatlı olsun diye kaynatmıyoruz; biz o kazanda Hüseyin’in acısını, O’nun o asil yalnızlığını kendi dertlerimizle harmanlıyoruz. Kendi kırıklarımızı, O’nun o büyük kırılmışlığına ortak ediyoruz ki kalbimiz biraz olsun teselli bulsun.
Küçük Şeyma...
"İnsanlar nerede? Çölde biraz yalnız hissediyor insan kendini.” “İnsanların arasında da pekâlâ yalnız hissedebilirsin kendini."
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Şuurunu kaybetmişler kendi yolundaki yanlışın doğru olduğuna inanmışlar ve incitmişler birilerine biseyler zaten olur lakin enbüyük zararı insan kendine verir!👍🐞🤏🤐
Üzerimde bugün mikrodalgada dönen yemeği izlerken hayatını sorgulayan insan boşluğu var.
Ömrümüz boyunca sayısız insan tanırız. Kimi üzer, kimi sevindirir. Aziz hatıralar ile derin pişmanlıklar aynı evde oturur. İbrahim Tenekeci
burası yalan Dünya insan geldiği gibi değil hiç aklında olmadığı bir anda gidiyor