"Bu hafiflik, kesinlikle uçarılık değil. İsteyerek hayatınızı feda etmediğiniz takdirde, bu mentaliteyi anlayamazsınız. O, siz çok çalışıp terlerken arkadan esen bir rüzgârdır. Dünyanın büyük kaosunun sonunda sefaletin içinde doğmuş, kanatları cam kadar berrak hafif bir kuştur. Bunu anlamayan kişiler, belki de sonsuza kadar tarih akışının dışında, gerisinde kalacaktır. O da bu da... Her şey yavaş yavaş eskiyecek. Hiçbir amacın olmayacak. Her şeyi kaybetmiş kişilerin huzurudur o 'hafiflik'."
"Bizler kesinlikle anı yaşamayı prensip edinmiş olmamıza rağmen, birileri gelip ta uzaktaki bir dağı işaret ederek oraya kadar gidebilirsen eğer manzarası çok iyidir derse, söyledikleri kesin öyledir deyip en ufak bir yalan kırıntısı olmadığını anlarız da; biz şu anda korkunç bir karın ağrısı ile cebelleşirken çektiğimiz ağrıyı görmezden gelip yalnızca, hadi, biraz daha dayan, o dağın zirvesine çıkınca başaracaksın demekten öteye gidilmiyor ki. Birileri kesin yanılıyor. Yanılan sizlersiniz."
"Bahçeye bakan taraftan, "Abla!" diye yarım ağlamaklı feryat eden bir başkasının çocuğunun sesi beni korkuttu. Bana seslendiği yoktu ama o çocuğun ağlayarak arzuladığı "ablasını" kıskanmıştım doğrusu. Ben olsam, beni öyle özleyip şımartan bir tanecik bile kardeşim olsa yani, birbiri ardına her gün utanç dolu ve allak bullak bir hayatım olmazdı. Yaşamak için müthiş bir motivasyonum olacağı gibi, ömrümü kardeşime adayıp uğruna tükenmeyi bile göze alabilirdim. Gerçekten, her türlü zorluğa katlanabilirdim. Kendimi paralar, sonra da en çok kendime acırdım."
"Kendi duygularını bastırıp diğerlerinin suyuna gitmek şüphesiz iyi bir şey fakat bugünden itibaren her gün, tıpkı İmaidalar'a yaptığım gibi, zoraki gülümseyip sohbetlerine katlanmak mecburiyetinde kalacak olsam, muhtemelen delirirdim."
"...Ama sonra, büyüdükçe ilkin kendimden nefret etmeye başlayıp da kaşla göz arasında sahip olduğum ayrıcalıkları yitirince çırıl çıplak kaldım ve her şey çirkinleşti."