"Biz kent mağduruyuz," diye devam etti. "Ya yoksuluz
ya mutsuz, çoğu zaman ikisi birden. Bize umut telkin ederler. Umut sayesinde kötülüğe katlanırız. Ama bugün bizim
değilse, yarının garantisi ne? Umut vaizlerin, politikacıların, zenginlerin yalanıdır. Bizi sözcüklerle kandırır, gerçeğin üzerini örterler."
Kimse yokken zaman daha iyi geçiyordu. Başkalarının kahrını çekmek, onların aptallığına katlanmak zorunda değildim. İnsanların ruhunu biliyordum. Gerçeği ister, ama gerçeği anlamazlardı.
Serin kütüphanedeki zaman, kentin zamanından ayrı akıyordu. Zaman burada, ileri veya geri gitmiyor, başka bir yerçekimine kapılmış
gibi kendi etrafında dönüyordu.