Gülfe

Gülfe
@insangil
Avukat
Hukuk Fakültesi
1997
342 okur puanı
Ağustos 2015 tarihinde katıldı
CİĞERİME DOLAN HÜZÜN VE HASTANE KOKUSU
10/10
·112 syf.··
2021 9. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2021 16:13
Peyami Safa ile tanışmam kısa bir zaman önce Yalnızız romanı ile oldu. Yazarı öyle çok sevdim kitaptan öyle çok etkilendim ki çok fazla ara vermeden diğer bir kitabına başladım. Hacim olarak çok kalın bir kitap olmamasının getirdiği kolaylıktan ve sanırım yazara olan aşkım her sayfada daha da büyüdüğünden kitabı bir günde, hiç elimden düşürmeden bitirdim. Önceki kitabında başlayan hayretim halen devam ediyor. BEN ŞİMDİYE KADAR NASIL HİÇ PEYAMİ SAFA OKUMADIM?! Yazarın üslubunda beni büyüleyen bir şey var. Kurduğu her cümleyi hayretler içinde okuyorum. Altına imza atmak istediğim cümleleri bir deftere yazsam, kitabı neredeyse birebir geçirmem gerekir. Bazı konularda derdimiz o kadar ortak ki! Karakterlerin isyanları o kadar ortak ki hislerimle. Zekasına, derdini anlatış şekline her kitabında daha da hayran oluyorum. Yazar güzellemesini bitirip kitaba geçecek olursam Dokuzuncu Hariciye Koğuşu çoğumuz gibi benim de okul sıralarında hep duyduğum bir kitaptı fakat içeriğinin ne olduğuna dair hiçbir bilgim yoktu. Peyami Safa okuma isteğimi bastıramayınca en beğenilen kitabı olduğunu görüp başladım. Bir hasta. İsimsiz bir hasta. Aşık bir hasta. Dermansız bir hasta. Bir virüsün binlerce can aldığı pandemi yıllarından geçerken hastane koridorları kokan bir kitap okumak iyi bir fikir gibi gelmiyor ilk bakışta. Hele ki hastane kokusu çocukluğunuzun en sağlam hatıralarındaysa ve adı her geçtiğinde o kokuyu derin derin duyumsuyorsanız zor bir kitap olabilir sizin için. Fakat öyle naif ki yazar. Acısı, aşkı, hastalığı, ıstırabı… Hepsi çağın anlayamayacağı bir naiflikte. Kitabı okurken biraz canınız yanacak. Karakterin ruhundaki acıyı da bacağındaki acıyı da birebir hissedeceksiniz. Ameliyat masasına kendiniz uzanmış gibi, dört duvar sanki size mezar olmuş gibi hissedeceksiniz. Koğuşa
Edebiyat
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022120,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
BENİM TESELLİYE DEĞİL GERÇEKLERE İHTİYACIM VAR.
9/10
·184 syf.··
2021 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2021 22:17
Her yanımız adı kişisel gelişim olan, kendini bulmak isteyen insanlara okutulan fakat kendisine iyi bakmasını öğütlemekten başka hiçbir şey yapmayan, kuru tesellilerle kitabın son sayfasına kadar okuyucuyu teselli edip sonra onu bir kenara atan kitaplarla dolu. Benim bunlara verdiğim isim teselli kutuları. Gerçeklerden kaçmayı seven, onlarla yüzleşmekten ölümden kaçarcasına kaçan bir toplum elbette bu teselli kutularına oldukça rağbet ediyor. Çünkü onlar hep haklı, hep mağdur, hep anlaşılmayan taraf. Herkes haklı olduğunu söyleyen bir ses duymak istiyor. Bu sesi çevresindeki kimseden alamayınca da raflarda onu bekleyen teselli kutularından duyuyor. Farkında bile olmuyor ama sömürülüyor. Elbette gönüllülük esas. Bize düşen yanlışı görüp doğruya sıkı sıkı sarılmak. İnsanları anlamak istedim, en azından çabalamak istedim ve bu çabanın başlangıcının kendini anlamaktan geçtiğini bildiğim için okudum bu kitabı. Teselli dinlemek için değil, gerçekleri birinden duymak istediğim için çevirdim sayfaları. İnanın bana aradığımı fazlasıyla buldum. Altı çizili cümlelerin her biri için sayfalarca yazabilirim. Çünkü öyle bir derinliği var ki psikolojinin tam bir düğümü çözdüğünü zannediyor insan sonra diğerine geçiyor. Bazen ardı ardına çözülüyor tüm düğümler. Rahatlıyor ve omuzlarındaki yükü atıyor insan. Ne çok yükümüz var! Kendi kendimize yük ettiğimiz ne kadar çok “hiç” var. Çocukluğumuzdan, anne babamızla olan ilişkimizden başlayıp şimdiye, bu yaşımızdaki çevremize kadar kurduğumuz her iletişim bizi etkiliyor, bizi biz yapıyor. Kimi sonlanıyor, kimi devam ediyor, kiminde hatalar yapıyor kendimiz bitiriyoruz ilişkilerimiz. Meselenin hata yapmakta değil yaptığımız hatayla yüzleşebilmekte olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Bu kitap benim için bir yüzleşmenin başlangıcı oldu. İnsan
Psikoloji
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,4bin okunma
Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş. Gör ne var mâverada ibrethiz.
10/10
·416 syf.··
2021 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2021 15:58
Klasiktir, her kitabın bir zamanı vardır derler, haklılar. Daha önce hiç Peyami Safa okumamış olmak belki benim hatamdı ama bu kitabı okumak için doğru zaman bu zamandı. En son ne zaman bu kadar sürüklendim kitap okurken hatırlamıyorum. Ama bu kitap öyle bir etkiledi ki beni sayfaların nasıl akıp gittiğini anlayamadım. Bunun en büyük nedenlerinden biri kitabın üzerinde çokça durduğu "yalan" mevzusu. Yakın zamanda hayatımdaki büyük yalanlardan birini öğrendim. Yalana karşı hep hassasiyetim vardı ama kitapta yaşanan olayları, anlatılan hisleri bu kadar derinden hissetmemin sebebi kendi yaşantımda karşılaştığım durum olsa gerek. Tüm bu yan etkenler bir yana asıl konu Peyami Safa’nın ruhun en derinlerine attığı okun hiçbir zaman yönünü şaşmaması. Hep öyle yerlere değiniyor ki kitabı okurken yaşananlar karşısında şüpheden şüpheye koşuyor, bazı sayfaları şaşkınlıktan ağzınız açık çeviriyorsunuz. Şüphe, tereddüt, yalan, aldatmak, ruh, aşk yazarın bizimle en çok oynadığı alanlar. Duyguları bu denli güçlü geçirebilmesi beni çok etkiledi. Her karakter nevi şahsına münhasır olsa da başlangıçta okumaktan en çok keyif aldığım Besim ayrı yer etti kalbimde fakat yemek yemekle çok meşgul olduğundan olsa gerek kitabın büyük kısmında göremedim kendisini. Belki de kitapla ilgili olumsuz denebilecek tek eleştirim budur. Evet! Daha çok Besim. :) Samim ve Simeranya’sı. Meral’in Paris aşkı… Ferhat ve Selmin’in ilginç entrikaları. Böyle bahsedince aşkla, ihtirasla, entrikayla dolu bir kitapmış izlenimi verse de öyle görmeyin. Yaşanan tüm olayların Samim’in gözünden tahlil etmek büyük keyif haline geliyor. Bazı cümlelerde çarpılıyor, bazı tartışmalarda yönünüzü şaşıyorsunuz. Kitabın bende bıraktığı en net mesaj belki de şudur: Yalan, yalandır. Aşkta, dostlukta, arkadaşlıkta, ailede ve güven
1000Kitap
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,2bin okunma
HARFLER VE NOTALAR VE HASAN
Puan vermedi·171 syf.··
2020 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2020 02:23
Çok sevdiğiniz dostlarınız olur da onlarla konuşmaya doyamaz saatlerce sohbet edip akan zamanın farkında bile olmazsınız. Konu konuyu açar durur, kahveler biter çaylar doldurulur... İşte öyle habersiz bir dost Hasan Ali benim için. Anlattıklarını dinlemeye doyamadığım, sohbetinin tadı hep damağımda kalan bir dost. Öyle ki zaman zaman şu cümleyi kurarken bulurum kendimi; ''Hasan Ali Toptaş okumayı özledim.'' O söylemese yıllarca içimizde burukluk bırakan o hisleri dile getirişini, hissettiklerimizi sanki bizden iyi bilircesine bize dinletmesini. İşte böyle bir vakitte okudum Harfler ve Notalar'ı. Kitaba başlarken deneme olduğundan habersizdim. Okuyana Mektup denemesiyle selamlaşıp meraklı gözlerle Hasan Ali'yi dinlemeye başlıyorsunuz. Zaman zaman çarpıcı cümleler okuyorsunuz, boğazınız düğümleniyor. Sonraları kendi okuma serüveninden, en özelinden -ailesinden-, geç kaldığını düşündüğü kitaplardan, yazmaya başladığı ilk vakitlerden, pek çok anısından bahsediyor. Tüm bu hatıralar elbet güzelleştiriyor anlattıklarını fakat kitabı tam bir hazine yapan şey yazarın önerileri. Pek çok denemenin sonunda nice yeni yazarlarla tanışıp çıkıyorsunuz, o taze merakla o kitaplara koşuyorsunuz. Kafka, Cioran, Yaşar Kemal, Bekir Yıldız, Marquez, John Berger ve daha nicesi. Bu isimler aklımda kalanlar yalnızca. En kısa zamanda tekrar göz gezdirip detaylı bir liste çıkarmak var aklımda. Harfler ve notalar ve kitaplar. :) Hasan Ali Toptaş benim için hep özel oldu ve okudukça görüyorum ki hep öyle kalacak. Okuyana bir not ile bitsin, okuyana mektup ile başlayan; ''Zaten, seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem. Sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence. Çünkü, her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir.''
Edebiyat
Harfler ve NotalarHasan Ali Toptaş · İletişim Yayınları · 20142,167 okunma
ÖLÜ RUHLAR YAŞAR MI?
8/10
·484 syf.··
2020 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2020 21:05
"Rusça dushi sözcüğü hem “ruh” hem de “can” anlamına gelir." Dipnottaki çevirmen notunda bu bilgiyi görünce anladım neden bu kitabı elime ilk aldığımda elli sayfa okuyup bıraktığımı. O sıralar ruhum da canım da epey güzel yaşıyordu. Dünyadan, yaşamdan ne kadar keyif alınırsa o kadar keyif alıyordu. Öyle vakitlerde içini karartacak bir şeyler duymayı ister mi hiç insan? Her yönü aydınlıkken karanlığa koşar mı? Koşmaz, en azından ben koşmadım işte o yüzden de kitabı bir kenara bıraktım ta ki bugünlere gelene kadar. Evden dışarı adım atamadığımız bu olağanüstü günlere. Gökyüzüyle aramızda illa ki bir çatının olması gerektiği günlere... Bu kitaba gelebilmem için ruhumun ölmeye yakın olması gerekmiş meğer. Ölü Canlar’ı okuyabilmek için ölü bir ruha gereksinim duymuşum. Aslına bakarsanız yazar hakkında öğrendiklerim kitabın anlattıklarının epey önüne geçti o yüzden meraklısına faydalı bir inceleme olur mu emin değilim. Kahramanımız Çiçikov nasıl bir dolandırıcı, nasıl bir kalpazan inanın şu an çok umrumda değil. Tek düşünebildiğim Gogol. Hatta Çiçikovlara dünyayı bu hale getiren düzenbazlara oldukça öfkeliyim. Böyle bir dünyada olmasaydı belki tutunabilirdi Gogol, belki biraz umuda, o umudu dünyada bulmaya ihtiyacı vardı. Ne öğrendim ki ben Çiçikov(ları)’u bulsam yakasına yapışacak kadar? Gogol’ün manik depresif psikoz hastalığını öğrendim. İlahi Komedya’dan esinlenerek yazdığı bu kitabın ilk cildinde cehennemi yazıp ikinci cildinde cenneti yazacağını. Cehennemi yazdıktan sonra yıllarca o umut vaat edecek cennet kısmını, ikinci cildi yazmaya uğraştığını. Yazdıklarını yeterli görmeyip ateşe verdiğini ve basılan ikinci cildin de yakılanlardan kalanlar olduğunu. Dahasını yazmadan soluklanmak gerekiyor. Ölümü. Kendini aç bırakarak öldürmesini. Tüm bunları öğrendikten sonra
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma