“Etrafımda gördüğüm her şey bir yanılsama olabilir. Annem, babam, arkadaşlarım hatta binalar bile. Gördüğüm, hissettiğim, duyduğum, varmış gibi algıladığım her şey aslında beni kandırmak için yaratılmış bir illüzyondan ibaret olabilir. Tıpkı rüya gördüğümde etrafımdakileri son derece gerçek ve konuştuğum insanları son derece normal algıladığım gibi şu anda da bir rüya görüyor olabilirim. Hatta hayatım baştan sona bir rüyadan ibaret olabilir. Doğduğum andan beri kendimi bu bedende yaşıyormuş gibi algılasam da tıpkı rüyadan uyandığımda son derece gerçekmiş gibi hissettiğim şeylere ‘A bir rüyaymış.’ diyerek geçiştirdiğim gibi bir gün şu gerçek yaşam olarak algıladığım ortamdan da uyanabilir ve normal bir şekilde hayatıma devam edebilir ya da ölebilirim. Öyleyse gerçek nedir? Neye güvenebilirim? Kendi bedenimin bile gerçek olmadığına güvenemeyeceksem, neye güvenebilirim? Beni “kötü bir cin” kandırıyor ve bana sahte bir evrende hayat yaşatıyor olabilir. Bunu nasıl anlayabilirim? Neyin gerçek olduğundan nasıl emin olabilirim? Olamam, çünkü hiçbir deneyim bana deneyimlediğimin mutlak gerçek olduğunu kanıtlayamaz. Fakat şunu biliyorum. Bunları düşünebildiğim, sorgulayabildiğim için ben gerçeğim. En azından ben varım. Ben olarak hissettiğim bu şahsiyet, gerçek bir şahsiyet. Etraftaki her şey sahte olsa bile, ben gerçeğim; çünkü düşünüyorum. Düşünüyorum, öyleyse varım.”
René Descartes