Nisan aylarının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde, aklıma evlerimizde yaptığımız o derin bahar temizliği geldi... Elbet burada camın ne ile silindiğini de anlatsam faydalı olur; ancak ben içimizde eğer kışı yaşıyorsak, baharın gelişinin kendiliğinden olmadığını düşünüyorum. Önce zihnimizde temizliği yapıyoruz, sonra camları açıyoruz. Yavaş yavaş çiçekleniyoruz. Hafif bir esinti ile işlerin kontrol etmesek de arttığına, yoluna girdiğine şahit oluyoruz.
Peki ama zihin temizliğine nereden başlanır? Nerenin temizliğinde zorlanıyoruz? Buralara beraber bir bez tutalım mı?
Evlerimizde ilk olarak; kullanmadığımız, eskiden çok sevdiğimiz ama artık günlük hayatımızda işimize yaramayan eşyaları çıkartırız. Şimdi de öyle yapalım. Eskiden sığındığımız, bizi rahatlatan ama artık bize yük olan alışkanlıklarımızı fark edebiliriz. Bir örnek vereyim: Canımız her sıkıldığında yaptığımız bir eylem var. Bu eylem, o anki can sıkıntısını örttüğü için yıllardır sizinle beraber. Ama içinizde görmediğiniz o duygu büyüdü ve sizin bu eyleminiz artık duygunuzu örtmüyor. Hatta hayatınızda bir kambur gibi, vicdan azabı gibi peşinizden geliyor. Sizin için bu eylemi bulmak üzerine bir soru soralım:
Kendinizde en sevmediğiniz alışkanlığınız ne? Ve bu alışkanlığınız en çok hangi ruh halindeyken ortaya çıkıyor?
Eminim biraz düşündünüz ve aklınıza bir şeyler geldi. Atacağımız bu eski kıyafeti bulduk; o zaman çöp torbasına koymak için şunu yapalım: Bulduğumuz ruh halini önce kabul edelim. Ve bu ruh halini iyileştirmek için başka hangi alternatifler olduğunu düşünelim. Yaptığımız alışkanlığa da teşekkür edip başka bir yoldan yürüyeceğimizi ona anlatalım. Bu konuşma bir kere ile değil, belki birkaç kere yapılabilir. Bence etkili olacaktır.
Bir örnek vereyim: Çoğumuzun başına gelen tatlı