İyiliğin ve güzelliğin bir daha yeşermemek üzere hepten kuruduğuna kanaat getirmişcesine, Halil başını çevirip acı acı baktı onun arkasından. Gözleri dolmuştu. Aldığı nefes ciğerlerine gitmiyormuş gibiydi sanki. Verdiği de ciğerlerinden gelmiyormuş gibiydi.
Nergis’in, yalan söyleyerek kendi sicilini kendi gözünde lekelemesine gerek yoktu aslında, bana kendini göm deseydi ben bunu seve seve yapardım. Kendisine neden böyle bir kötülük etti bilmiyorum. Aklıma geldikçe onun için üzülüyorum elbette.
Sonra bu karanlık, insanın dişlerini takırdatacak kadar soğudu yine, işleri tıkırında olan ensesi kalınlar birer kuş hafifliğiyle akça pakça yataklarda uyudu, ilaç parası bulamayan garibanlar yumruklarını sıkıp dişlerini gıcırdattı, hayatları boyunca hayatlarına giren insanların çoğuna bir şekilde kötülük ettikleri için artık kendilerini bile sevemez hâle gelenler iyilik ve tevazu şarkıları eşliğinde, cumbuldata cumbuldata, başkalarının sevgisinde vicdanlarını çitiledi, dili damağı kuruyan, ciğerleri börten hastalar kapılara bakıp su bekledi, aç yatan çocuklar rüyalarında yiyecekler, içecekler gördü, sonra artık yavaş yavaş şafak söktü.