“Bakış açımızı genişleten, hayatı önümüze seren ve bizi bağımsızlaştıran kitaplar, niye bir cephe hizmet olsun ki,” diyerek şaşkınlıkla ona baktı kız. “Bu dünyada bizi özgürlüğe yaklaştıran tek bir şey varsa o da zihinsel çalışmalardır.“
Okumaya başladığımda boğazımda oluşan düğüm, kitabın son sayfasına kadar çözülmedi. Ağlanacak halimize gülüşümüzü düşündüm, çağımızdaki duyarsızlıkları düşündüm, kötü insanları ve onlara seyirci kalanların da en az onlar kadar kötü oluşunu düşündüm, sorguladım, üzüldüm, sinirlendim, aynı anda çok duygu yaşattı bana bu eser. Halil’in de dediği gibi ‘Kötüler bize kötülük edene kadar iyidirler’… heyhat! Ne acı! Uzun zamandır okumak istediğim kitaptı, bugüne nasip oldu. İyi ki okumuşum, diğer kitaplarını da okuyacağım kesinlikle. Hat edebiyatı diye yeni bir soluk katmış edebiyatımıza Hasan Ali Toptaş. Ucu açık bırakılmış konular, bunun sebebini de yazarın şu cümlelerinde gördüm: “İşte bu yüzden, yazmak için kâğıdın üzerine eğildiğimde, yazdıklarım ille de bir yere varacak, bir yeri aşacak ve varıp aşacağı yere ille de bir işaret konacaksa, oraya seni değil kendimi koyarım ben. Sonra, kendimden bana doğru yavaş yavaş birtakım ayak sesleri gelmeye, benden de kendime doğru yüzlerce yıllık, küf kokulu yaprak hışırtıları uçuşmaya başlar.” Neden oldu? Nasıl oldu? soruları sormaktan ziyade, insana empati kurduran, kör kuyularda bizi de merdivensiz bırakan şahane bir eser olmuş. Hasan Ali Toptaş iyi ki varsınız, iyi ki yazıyorsunuz..
Dünyanın renkleri değişti onlar ilerledikçe, dünyanın sesleri, sessizlikleri değişti, gülenleri, ağlayanları, yürüyenleri değişti, ağaçları, çimenleri, yaprakları değişti, güzellikleri, çirkinlikleri değişti, hatta bütün bunlarla ve daha başka şeylerle birlikte mesafeleri, boşlukları ve bu mesafelerle bu boşluklarda gezinen kokuları da değişti.