Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.
(Ali İmran, 134)
Hadis bilginleri olayları toplama, hadiseleri biraraya getirme noktasında hiç kimsenin derece ve rütbesine önem vermemiş; hükümdarlardan başlayarak çok üst derecedeki idarecilere varıncaya kadar ahlak yapılarını, ruh hallerini ve karakterlerini tesbit etmiş ve hepsinin içyüzünü ortaya koymuşlardır.
Bu kadar detayı öğrenmek son derece zor, hatta imkânsızdır. Yüzlerce, binlerce hadis bilgini, hayatlarını bu işe harcamıştırlar. Bilgi edinebilecekleri ilgili her şehri teker teker dolaşmış, râvileri bulmuşlardır. Onlarin ahlakları hakkında her çeşit bilgiyi elde etmiştirler. Canlı olarak ulaşamadıkları insanlar hakkında, onlari görenlerden bilgi alıp nasıl olduklarını ve karakterlerini öğrenmişlerdir. İşte bu inceleme ve araştırmalar yoluyla Esmâu'r-Ricâl (biyografi=özgeçmiş) denen o muhteşem ilim ortaya çıkmıştır. Bu sayede bugün en azından 100.000 kişinin hayat hikâyesi ve özgeçmişleri bilinebilmektedir. Eğer Dr. Springer'in iyi niyetli kanaatine güvenilirse, bu sayı 500.000'e ulaşmaktadır.
Müslümanların siyer ilmiyle ilgili olarak ortaya koydukları ölçü bunun çok üstündedir. Bu ölçünün birinci şartı, olayı ilk anlatan kişinin bizzat olayın içinde olması ve olaya katılıp onu görmesidir. Olayı anlatan kişinin (=râvi) kendisi olaya katılmamışsa, onu anlatan kişiden itibaren bizzat olayı yaşayana kadar uzanan bir zincirle hadiseyi nakledenlerin isimlerini sırayla bildirip belirtmesi gerekir. Bununla birlikte rivayet zincirinin içinde olan kişilerin kimler olduğunu, ne gibi işler yaptıklarını, nasıl insanlar olduklarını, hafızalarının ve kavrayışlarının nasıl olduğunu, güvenilir olup olmadıklarını, kalın kafalı mu ince görüşlü mü, âlim mi cahil mi olduklarını da bilmesi gerekir.